Sayı 31

KURDUN SİVRİ DİŞLERİ

Hem doğru, hem yalandı.

Bazıları çok eskiden, bazıları şimdi yaşandı.

Tüccarların ve kervanların gelip geçtiği bir şehirde Ahmet adında tek başına yaşayan bir adam vardı. Ahmet’in kırk tane koyunu vardı. Koyunların sütünden yoğurt ve peynir yapar, birazını satardı. Yünlerinden de yorgan dikerdi. Yorgan dikmeyi babasından öğrenmişti Ahmet, baba mesleğiydi yorgancılık. Özenle ve sabırla diktiği yorganlardan ihtiyacı olduğu kadar para kazanıyordu, daha fazlasında da gözü yoktu zaten; kanaat etmeyi bilirdi ve severdi.

Bir gün şehre on tane devesiyle bir tüccar geldi. Şehirdeki esnaftan farklı eşyalar satın alıyordu. Ahmet’in dükkânına da geldi, adının Zeynel olduğunu söyledi ve Ahmet’e “On tane yorgan satın almak istiyorum” dedi. Ahmet tahta sandığının üzerindeki yeni dikilmiş ve satılmayı bekleyen yorganlarını saydı, tam da on taneydiler. Hepsini bir seferde satabileceği için sevindi. Sonuçta şehirde her gün yorgan satılmıyordu ki; genellikle yeni evlenecek bir çift olduğunda düğün hazırlıkları esnasında çeyiz olarak satabiliyordu Ahmet yorganlarını. Yorgan kolay ve çabuk eskiyen bir eşya değildi,  zaten yorganı olanlar sürekli yorgan satın almıyorlardı. 

Ama Ahmet’in sevinci kursağında kaldı, çünkü Zeynel yorganları devrelerine yükledikten sonra Ahmet’e elinde avucunda parası olmadığını, yorganları sattıktan sonra tekrar gelip satın aldığı yorganların paralarını ödeyebileceğini söyledi. Ahmet bu duruma razı geldi; “Nihayetinde zaten satılmak için bekliyorlar, paralarını da bekleyebilirim” diye düşündü. 

Ahmet tüccarın tekrar gelip ödemeyi yapmasını beklerken yeni yorganlar dikmeye devam etti. On gün sonra Zeynel tekrar geldi, on tane daha yorgan almak istediğini, diğer yorganları sattığını ama paralarını henüz alamadığını, paralarını alınca Ahmet’e ödeme yapacağını söyledi. Ahmet bu sefer biraz endişelendi ama tüccara hayır diyemediği için yeni diktiği on yorganı da verdi. Zeynel gittikten sonra çuvallarında kalan yünlerine baktı; İyice azalmışlardı. En fazla on yorgan daha dikebilirdi kalan yünlerinden. Koyunlarını da daha bir ay önce kırpmıştı, tekrar yünlerinin uzaması aylar sürerdi. 

Ahmet git gide sattığı yorganlarının parasını geri alamamaktan endişelenmeye, elinde kalan yünlerden dikeceği yorganları sattığı halde paralarını alamazsa ne yapacağından korkmaya başladı, kalbindeki endişe ve korku her gün daha da büyümeye başladı. Artık geceleri rahat uyuyamaz olmuştu. Her gece aynı rüyayı görüyordu, rüyasında kapısında; “Can Evim” yazan koyunlarının ağılına her gece uzun sivri dişli, sivri dik kulaklı, ensesi kalın, uzun siyah tüyleri, kalın ve yere kadar uzun kuyruğu, kehribar sarısı gözleri olan siyah bir kurt geliyor, bir tane koyunu boğazlayıp öldürüyor ve oracıkta yiyordu. Ahmet elinde tüfeğiyle ahıra gelip tüfeğini kurda doğrultuyor, ama son anda tetiğe basmıyordu. Nihayetinde o da karnını doyurmak zorunda, onun doğası da bu diye düşünerek kurdu öldürmekten son anda vazgeçiyordu. 

Uykusundan kan ter içinde uyanan Ahmet saatlerce kendine gelemiyor,  kaygıları ve kederi her gün büyüyordu. Her gece rüyasında aynı kurt Ahmet’in ağılından bir koyun boğazlayıp yemeye, her gün Ahmet’in kalbindeki ağaç kurdu Ahmet’i içten içe kemirmeye devam ediyordu. Ahmet yemeden içmeden kesilmiş, neşesi ve canlılığı kalmamıştı, artık yorgan bile dikemez olmuştu.

Zeynel gittiğinden beri dokuz gün geçmişti ve ertesi gün tekrar gelecekti; büyük ihtimalle Ahmet’in elindeki tüm yorganları da alacaktı ve yine Ahmet’e ödeme yapmayacaktı.

O gece Ahmet yine aynı rüyayı gördü ama bu sefer bir farklılık vardı. Rüyasında Ahmet kapısında “Can Evim” yazan koyunlarının ağılına kurt gelmeden önce gitti ve elinde tüfeğiyle kurdu beklemeye başladı. Uzun sivri dişli, sivri dik kulaklı, ensesi kalın, uzun siyah tüyleri, kalın ve yere kadar uzun kuyruğu, kehribar sarısı gözleri olan kurt ağılın kapısının altındaki toprağı eşeleyip ağıla girdi; ağılda kalan son koyunu da boğazlamak için ama ağıla girdiği anda Ahmet’le göz göze geldiler. Kurt ince dudaklarını geriye çekerek tüm dişleri görünecek şekilde hırlamaya başladı. Kırmızı, uzun ve ucundan salyaları damlayan dili ağzının ucundan sarkıyordu. Ahmet hiç düşünmeden elindeki tüfeği kurda doğru doğrulttu ve tetiğe bastı! Tüfeğin patlama sesiyle birlikte kurt oracıkta öldü; Ahmet sıçrayarak uykusundan uyandı, yatağında doğruldu, kalbi deli gibi çarpıyordu, elleri uyuşmuştu, göğsü ter içindeydi. Birkaç saniye sonra olanların rüya olduğunu fark etti, ama yine de sakinleşemedi çünkü rüya bile olsa ilk defa öldürmüştü. Öldürdüğü can evindeki koyunlarını boğazlayan sivri dişli kurt bile olsa sonuçta öldürmüştü. 

Telaş, şaşkınlık ve panik içindeki Ahmet birkaç dakika sonra sakinleşmeye başladı, uykusunun mahmurluğu dağıldı, aydı! Kendisini rahatlamış ve hafiflemiş hissetmeye başladı, koyunlarını sivri dişli kurda kaptırdığı ve elinden bir şey gelmediği için kalbini içten içten içe kemiren ağaç kurdu sanki kaybolmuştu. Kalktı elini yüzünü yıkadı, kendisine çorba yaptı, uzun zamandır ilk defa tadını alarak sakince bir tas çorba içti ve dükkânına gitti. Birkaç saat sonra tahmin ettiği gibi Zeynel dükkânına tekrar geldi. Ahmet’e yine ödeme yapamayacağını, ama yeni yorganlara ihtiyacı olduğunu, elinde kalan yorganları da almak istediğini söyledi. Ahmet uzun uzun Zeynel’e baktı, gülümsedi ve “Daha önce aldığın yorganların parasını istiyorum, sana artık yorgan satmayacağım” dedi…

Masallar hem doğru, hem yalandır, misaldir. Masallardaki sivri dişli kurtlar, cadılar, devler, küçük kardeşini kuyuya atanlar, ejderhalar gerçek yaşamımızdaki kötülüklerin, kötücüllerin yansımasıdır. Seni sen yapanları tehdit eden, tüketen, yutmak, yok etmek isteyen kötücül kişiler, etkiler, enerjiler yani seni can evinden vurmak isteyen tüm etkiler fark edilmeli, yüzleşilmeli, durdurulmalıdır, yok edilmelidir, etkisi yok edilmelidir, etkisizleştirilemelidir. Yani masallardaki ve rüyalardaki karşılığı ile öldürülmelidir.

Masallarda bahsi geçen öldürme fiziksel bir öldürme değil, etkisini yok etme, etkisinden kurtulma, etkisizleştirme anlamındadır. Kötücül etki ve kötücül enerjinin üzerimizdeki yok edici, yıkıcı, yutucu etkisini kaldırabilmek için öldürülmesi yani yok edilmesi gerekir. 

Bu etki dışarıdan yani sosyal yaşamdan veya içeriden yani duygusal yaşantımızdan, hatta bilinç dışımızdan kaynaklı olabilir. İçerideki etkinin fark edilmesi zordur, daha yakından bakmayı gerektirebilir. Masallar içimize bakmaya, içimizi görmeye, fark etmeye yardımcı olurlar. 

Yıkıcı ve tüketici etkiler etkisizleştirilmez ise yani masaldaki sivri dişli kurt öldürülmezse yaşamınızdaki ağaç kurdu sizi içten içe kemirmeye devam edebilir. 

Özgül Köse

Tıp Doktoru Masal Terapisti

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün