
Evet çocuklar merhaba. Keloğlan ve kuyu devi masalımızı kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyoruz. Hatırlarsanız, keloğlan kuyunun başında dinlenirken kuyuya düşen leblebisine karşılık kuyu devinden minicik bir bereket sofrası almış ve eve gelmişti. Bakalım sonra neler oldu.
Keloğlan bereket sofrasını annesine gösterdikten sonra evlerinin salonunda orta yere bırakmış. “Anam anam canım anam bak bu bereket sofrası şöyle kenara durda sofra sana çarpmasın” demiş. Sonra sofranın kenarında durmuş ve yüksek sesle ellerini iki yana açarak açıl sofram açıl diye seslenmiş.
Bunun üzerine sofra kocaman olmuş ve üzerinde o güne kadar görmedikleri zenginlikte ve çoklukta yemekler, içecekler, envai çeşit yiyecekler görünmüş. Keloğlanın annesi çok şaşırmış. “Oğlum bunlar ne?” demiş. Keloğlan sırıtarak “yemek anne. Hadi gel karnımızı doyuralım. Bundan sonra bu bereket sofrasının etrafında her gün tok yatacağız” demiş.
Annesi çok sevinmiş tabi. Ama cömert bir kadın olduğu için hemen aklına komşuları gelmiş. Ve keloğlana Kel oğlum keleş oğlum, her işi gümüş oğlum hadi birkaç komşumuzu çağıralım onlarla birlikte yiyelim, paylaşalım ne dersin demiş. Keloğlan da elbette anam sen nasıl istersen diyerek üç yakın komşularını yemeğe davet etmişler.
Gelen komşulardan ikisi tertemiz yürekli ve iyi insanlarmış. Ancak bir komşuları varmış ki, kalbi kara, niyeti kötü, gözü selek bakan biriymiş. Karnında kırk tane tilki oynar, kırkının da kuyruğu birbirine değmezmiş. Keloğlan ve anasının hazırladıkları bereket sofrasını görünce tilkiler hemen hareket geçmişler ve civirdemeye başlamışlar. Hıııı bu sofra bunlarda ne arıyor, nasıl kurdular bu sofrayı. Bunlar fakir, akşam yeseler sabaha, sabah yeseler akşama ekmekleri yok bunların. Bu işte bir bit yeniği var bu sofranın aslını öğrenmeliyim, bu sofra benim olmalı, sadece benim evimde kurulmalı diye kendi kendine planlar yapmaya ve düşünmeye başlamış.
Bu sırada keloğlanın annesi büyük bir saflıkla keloğlandan duyduklarını, kuyu devini, sofrayı nasıl getirdiğini bir bir anlatmış tabi. Kalbi güzel komşuları çok sevinmişler ve tebrik etmişler, güzelce karınlarını doyurmuşlar. Ama bu kötü niyetli komşu göz altından hiç konuşmadan hasetle olanları dinlemiş, sofrayı gözüne kestirmiş tabi.
Yemekten sonra keloğlan bahçeye, annesi ile iki komşusu mutfağa geçince bizim kötü kalpli komşu fırsat bu fırsat deyip keloğlanın kapan sofram kapan dedikten sonra küçülüp eski haline gelen sofrayı kaldırıp koydukları raftan kaptığı gibi benim bir işim var diyerek koştura koştura kendi evine doğru kaçmaya başlamış.
Tabi diğer komşular ve keloğlan kötü niyetli komşuları gibi düşünmedikleri için hiçbir şey yapmamışlar. Güle güle demişler.
Ertesi sabah keloğlan annesine “anneciğim soframızı getir de kahvaltımızı yapalım” demiş. Tabi sofra ortada yok. Kadıncağız sofrayı koyduğu rafı defalarca aramış, evin her tarafını altını üstüne getirircesine aramış taramış ama yok oğlu yok. Sanki yer yarılmış, sofra yerin içine girmiş te çıkmam da çıkmam diyormuş.
Tabi ana oğul kara kara düşünmeye başlamışlar. Ne yaptık ne ettik diye. Nihayet keloğlan demiş ki “ana bu sofrayı dünkü komşulardan biri aldı ama hangisi” diye söylenmiş. Anası “aman oğlu sus gözümüzle görmediğimiz bir konuda iftira etme, kimseyi zemmetme, kimse hakkında kötü düşünme” diye ikaz etmiş.
Keloğlan tabi üzülmüş e o zaman ne yapacağız ana. Bulduğumuz gün kaybettiğimiz bereket soframızın arkasından ağlayıp duracağız mı? Başlamışlar düşünmeye. Nihayet anasının aklına bir fikir gelmiş. “Kalk” demiş keloğlana. “Kalk koştur git kuyu devine. Olduğu gibi anlat meseleyi. Sor bakalım o bize bir akıl verecek mi”.
Keloğlan anasının bu sözü üzerine koştura koştura kuyu devinin yanına gelmiş tekrar. Kuyuya eğilmiş ve başlamış bağırmaya.
“Kuyu devi duyu devi
Derindir kuyu devinin evi
Ya çıkarsın ortaya
Ya başlarım taşlamaya.” Diye.
Kuyu devi yine beyaz bir duman halinde kıvrıla büküle ortaya çıkıvermiş ve esneyerek gözlerini oğuşturmaya ve ne oldu keloğlan yine ne var diye sormaya başlamış. Keloğlan bir gün önce yaptıklarını ve sabah sofrayı bulamadıklarını, anasının kendisine gelmesini söylediğini bunun üzerine yanına geldiğini anlatmış.
Kuyu devi dumandan karnını, zamandan göbeğini tutarak gülmeye başlamış. “A keloğlan keleş oğlan, her işi beleş oğlan bunda anlamayacak ne var. Sofrayı kahvaltıya gelen komşulardan biri almıştır” deyivermiş. Tabi keloğlan “Ben gözümle görmediğim bir olayda kimseyi suçlayamam kuyu devi anam gıybet olur, iftira olur, dedi kodu olur dedi.” Deyince kuyu devi gülmesini kesmiş ve haklısın demiş. O zaman dur ben sana bir hediye daha vereyim onu kullan demiş ve başlamış yine kuşağını karıştırmaya…
Nihayet az sonra ortaya bir sopa çıkarmış. Keloğlan şaşırmış. “Bu n?”e diye sormuş merakla. Kuyu devi “bu akıllı bir sopadır keloğlan. Yalan söyleyenleri bilir ve yalan söyledikleri zaman eğer bu sopa yanlarında ise bacaklarına bacaklarına çalışır” demiş. Keloğlan şaşırmış ama ben bununla ne yapacağım diye sormadan de edememiş tabi.
Kuyu devi başlamış anlatmaya. “Sen şimdi bu sopayı al eve git. Annenle birlikte komşularınızı gez. Sorun size yemeğe gelen komşulara biz soframızı kaybettik gördünüz mü diye. Görmedik der ve doğru söylerse bu sopa hiç hareket etmez. Ama gördüğü ve aldığı halde görmedim bilmiyorum diye yalan söylerse bu sopa kendi kendine hareket eder ve yalan söyleyenin bacaklarına bacaklarına çalışmaya başlar. Sen dur sopam dur deyinceye kadar çalışır.” Demiş.
Keloğlan sevinmiş, kuyu devine teşekkür etmiş ve koştura koştura eve gelmiş. Annesine anlatmış her şeyi. Hemen annesi ile birlikte bir gün önce yemeğe davet ettikleri komşularına gidip sormaya başlamışlar. Birinci komşu gerçekten üzülmüş ve görmedim yahu demiş sofranızı. Hemen sopaya bakmışlar ve sopanın sabit yerinde durduğunu görünce doğru söylediğini anlamışlar.
İkinci komşuya da gitmişler ve ona da sormuşlar. O da çok üzüldüğünü ve görmediğini söylemiş. Sopa yine sabit duruyormuş. Bu sırada üçüncü komşu sokaktaki sesleri duymuş ve evinde penceresinin ardından perdenin ucundan sokağı gözlemeye başlamış. Bakmış ki keloğlanla annesi ellerinde bir sopayla diğer iki komşunun kapısını çaldılar ve bir şeyler konuşup sopaya baktılar. Aman Allah’ım diye bir korku sarıvermiş yüreğini. Bunlar sofrayı aramaya çıktılar ellerindeki sopayla da beni dövecekler, ne yapayım, nasıl edeyim derken kapısı çalınıvermiş.
Mecburen kapıyı açmış daha onlar bir soru sormadan başlamış bağırmaya ben ne bilirim sizin sofranızı, nerden bileyim nereye gitmiş, bana ne soruyorsunuz, kaybetmeyeydiniz diye. Tabi keloğlan ve annesi hiçbir şey sormadan kadının böyle feryat figan bağırdığını görünce şaşkınlıktan bir şey söyleyememişler. Onlar söyleyememiş ama sopa hemen kendi kendine hareket etmeye başlamış ve yalan söyleyen bu kadının bacaklarına bacaklarına çalışmaya başlamış. Ama nasıl çalışıyormuş, pata da küte de, bama da güme de…
Kadın canı yanınca daha fazla dayanamamış ve “tamam tamam” demiş feryad figan. “Ben aldım ben aldım durdudun şu sopay”ı diye yalvarmaya başlamış. Keloğlan “dur sopam dur” deyince sopa duruvermiş. Kadıncağız da acı içinde inleye, topallaya gitmiş sofrayı sakladığı yerden çıkarıp getirmiş.
Keloğlanın annesi çok üzülmüş ve “A benim güzel komşum. Ne diye sana ait olmayan bir şeyi izinsiz alırsın. Bu sofra bereket sofrası, bugün bizim evimizde açarız, yarın sizin evde açarız. Bu sofranın etrafında birlik beraberlik içinde yaşar gideriz ne olacak”. Demiş.
Tabi komşu kadın bu durumdan çok mahcup olmuş, çok üzülmüş ve utanmış. Sonra canı gönülden özür dileyerek keloğlandan ve annesinden kendisini affetmelerini istemiş. Tabiki annesi ve keloğlan onu affetmişler. Keloğlanın annesi komşusuna sarılmış sevgi ile ve barışmışlar. O günden sonra mutlu bir şekilde yaşayıp gitmişler.
Kötülerin kötülükleri yanlarına kâr kalmazmış.
Her zaman yalancının mumu yatsıdan önce kararırmış.
Erdem ve iyilik odur ki hatasını bilen insanın
Hatasını farkedip özrünü diledikten sonra rahatlamasıymış.
Ne demiş atalarımız, söz uçar yazı kalır, köz uçar izi kalır. Öyleyse çocuklar bize ait olmayan şeylere oldukları yerde olduğu gibi bırakacağız, eğer lazım ise sahibinden izin alacağız değil mi.
Hadi bakalım gökten üç elma düşsün. Biri bu masalı bize anlatanın başına, biri dinleyenlerin başına, biri de kuyu devinin başına olsun…
Yeni bir masalda buluşmak üzere hoşçakalın…



