EditördenSayı 32

Çocuk Yetiştirmenin Sessiz Bilgeliği: Ailede Masal Eğitiminin Önemi

Sevgili dostlar merhaba. 

Bu sayımızda editör yazısını biraz farklı incelemek ve işlemek istedik. Buradan hareketle Masal’ın çocuk yetiştirme sürecindeki etkisini anlatmaya çalıştık. Buyrun efendim. Keyifli okumalar. 

Teknolojinin hayatın her alanını kuşattığı, ekranların çocukların hayal dünyasını şekillendirmeye başladığı bir çağda, insanlığın en eski eğitim araçlarından biri hâlâ bütün canlılığıyla varlığını sürdürüyor: Masal.

Masal, yalnızca anlatılan bir hikâye değildir; insanlığın ortak hafızasıdır. Binlerce yıl boyunca ateş başında, oba çadırlarında, köy odalarında, saraylarda ve aile sofralarında kuşaktan kuşağa aktarılan bu sözlü miras, çocukların yalnızca eğlenmesini değil; düşünmesini, hissetmesini, anlamlandırmasını ve insan olmayı öğrenmesini sağlamıştır.

Bugün çocuk gelişimi alanında yapılan araştırmaların ulaştığı birçok sonuç, aslında geleneksel toplumların sezgisel olarak yüzyıllardır bildiği bir gerçeği doğrulamaktadır: Çocuk, masalla büyüdüğünde yalnızca dilini değil; ruhunu da geliştirir.

Masalın en büyük gücü, doğrudan öğüt vermemesinde saklıdır. Çünkü çocuk zihni, emirleri değil; sembolleri sever. Öğretileni değil, keşfedileni benimser. Bu yüzden masal, eğitimin en zarif biçimidir.

İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung, insan ruhunun derinliklerinde bütün insanlık tarafından paylaşılan ortak imgelerin bulunduğunu söyler. Ona göre kahraman, bilge ihtiyar, anne, gölge, ejderha, cadı, orman ve yolculuk gibi figürler yalnızca bir hikâyenin kahramanları değildir; insanın bilinçdışında yaşayan evrensel arketiplerdir. Çocuk bir masal dinlediğinde aslında yalnızca Keloğlan’ı ya da bir prensesi dinlemez; kendi cesaretini, korkularını, umutlarını ve büyüme serüvenini dinler.

Bu nedenle masallar çocukların iç dünyasında görünmeyen ama son derece güçlü psikolojik çalışmalar yapar.

Jung’un öğrencilerinden Marie-Louise von Franz, masalların insan ruhunun en saf psikolojik belgeleri olduğunu söyler. Ona göre masallar, insanın karmaşık ruhsal süreçlerini en yalın biçimde anlatır. Çocuk henüz duygularını isimlendiremezken masal bunu onun adına yapar. Korkuyu ejderhaya dönüştürür; umudu sihirli kuşa, sabrı uzun yolculuğa, sevgiyi ise iyiliğin sonunda açan güle dönüştürür.

Benzer biçimde psikolog Bruno Bettelheim, çocukların masallardan yalnızca eğlenmek için değil, psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak için de yararlandığını ifade eder. Ona göre çocuk, gerçek hayatta ifade edemediği kaygıları, kıskançlıkları, yalnızlıkları ve korkuları masal kahramanları üzerinden yaşar; onların mücadelelerini izleyerek kendi iç çatışmalarına çözüm yolları geliştirir.

Masal bu yönüyle görünmez bir psikolojik danışmandır.

Çocuk, hayatın her zaman adil olmadığını masallarda öğrenir; fakat aynı zamanda kötülüğün yenilebileceğini de yine masallarda görür. Bu umut duygusu, çocuk psikolojisinin en temel ihtiyaçlarından biridir.

Masalın en güçlü katkılarından biri de hayal gücünü beslemesidir.

Bugün nörobilim alanında yapılan çalışmalar, hayal kurmanın problem çözme, yaratıcılık ve soyut düşünme becerilerini geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Masal dinleyen çocuk, anlatılan dünyayı zihninde yeniden inşa eder. Devlerin boyunu, uçan halının desenlerini, Kaf Dağı’nın yüksekliğini, konuşan kuşların sesini kendi zihninde oluşturur.

Hazır görüntüler sunan ekranların aksine masal, çocuğun beynini üretmeye davet eder.

Her masal yeni bir zihinsel egzersizdir.

Bu nedenle masal anlatılan çocuklar yalnızca daha yaratıcı değil; aynı zamanda daha güçlü hayal kurabilen bireyler hâline gelirler.

Dil gelişimi açısından da masalın ayrıcalıklı bir yeri vardır.

Masal dinleyen çocuk kelime hazinesini genişletir, cümle kurma becerisi kazanır, dinleme alışkanlığı geliştirir. Ses tonlarını ayırt etmeyi öğrenir. Dikkatini uzun süre sürdürebilir. Özellikle tekrar eden tekerlemeler, ritmik ifadeler ve kalıplaşmış masal dili çocuğun hafızasını güçlendirirken fonolojik farkındalığını da artırır.

Fakat masalın belki de en büyük katkısı değer eğitiminde ortaya çıkar.

Değerler ders olarak öğretildiğinde bilgiye dönüşebilir; ancak masal içinde yaşandığında karaktere dönüşür.

Çünkü çocuk dürüst olmayı dinlemez; dürüst kahramanın yolculuğuna eşlik eder.

Sabırlı olmayı ezberlemez; sabreden kahramanın sonunda ulaştığı mutluluğu hisseder.

Paylaşmayı kural olarak öğrenmez; paylaşmanın insan ilişkilerini nasıl değiştirdiğini görür.

İyilik, cesaret, merhamet, vefa, doğruluk, adalet, kanaat, cömertlik ve sorumluluk gibi temel insani değerler, masallarda kuru kavramlar olmaktan çıkar; yaşayan karakterlere dönüşür.

Bu nedenle masal eğitimi aslında karakter eğitimidir.

Üstelik bunu nasihat etmeden başarır.

Masal aynı zamanda çocuğa umut aşılar.

Her masalda yol uzundur.

Engeller vardır.

Yanlış seçimler yapılır.

Kayıplar yaşanır.

Fakat kahraman vazgeçmez.

Çocuk, bu yolculuğu dinlerken hayatın da benzer bir yolculuk olduğunu sezgisel olarak öğrenir.

Psikolojik dayanıklılık (resilience) denilen özellik tam da bu süreçte gelişmeye başlar.

Başarısızlığın dünyanın sonu olmadığını, mücadele etmenin insanı olgunlaştırdığını, sabrın çoğu zaman ödüllendirildiğini masallar aracılığıyla öğrenen çocuklar, gerçek hayatın zorluklarına karşı daha dirençli bireyler olurlar.

Masalın aile içindeki etkisi ise yalnızca çocukla sınırlı değildir.

Birlikte masal dinleyen ailelerde ortak hatıralar oluşur.

Anne ya da babanın sesi, çocuk için güven duygusuyla özdeşleşir.

Çocuk, anne babasının gözlerine bakarak dinlediği hikâyeleri yıllarca unutmaz.

Araştırmalar, birlikte kitap okuyan ve hikâye dinleyen ailelerde çocukların yalnızca akademik başarılarının değil; duygusal bağlarının da güçlendiğini göstermektedir.

Masal, aile içinde görünmeyen köprüler kurar.

Çünkü masal anlatılırken telefonlar susar.

Televizyon kapanır.

Gözler birbirine döner.

Sesler kalbe ulaşır.

Modern hayatın hızla tükettiği “birlikte vakit geçirme” kültürü yeniden canlanır.

Bugün çocuklarımızın oyuncaktan çok ilgiye, teknolojiden çok hayale, bilgi yüklemesinden çok anlam arayışına ihtiyaç duyduğu bir dönemdeyiz.

Onlara bırakabileceğimiz en kıymetli miraslardan biri, birlikte geçirilen masal saatleridir.

Belki hiçbir oyuncak yıllarca hatırlanmayacaktır.

Fakat bir annenin dizine başını koyarak dinlenen ilk masal…

Bir babanın heyecanla canlandırdığı kahramanlar…

Bir dedenin titreyen sesiyle anlattığı eski zaman hikâyeleri…

Çocuğun ömrü boyunca zihninde yaşamaya devam edecektir.

Masal yalnızca geçmişten gelen bir kültür değildir.

Masal, geleceği inşa eden görünmez bir eğitim sistemidir.

Bu yüzden ailede masal anlatmak nostaljik bir alışkanlık değil; bilimsel temelleri bulunan, psikolojik olarak desteklenen, kültürel açıdan vazgeçilmez ve insan yetiştirme bakımından son derece güçlü bir eğitim yöntemidir.

Çünkü çocuklar, kendilerine söylenenleri bir süre sonra unutabilirler.

Fakat kendilerine anlatılan masallarla büyürler.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün