Sayı 32

CESUR PRENSES VE HIRSIZ TAHİR

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi…

Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş paşası!.. Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı!..

Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..

Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet kuşu konsa başıma, ya da alsa beni kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de gördüm ki, ne göreyim? Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla, Zümrüdüanka dedikleri değil mi? Kafdağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu. Ne maval, ne martaval. İşitilmedik bir masal!..

Zamanın birinde bir ülkenin padişahı varmış. Zengin mi zengin, cömert mi cömertmiş. Halkının sıkıntı çekmesini hiç istemez, kim kapısını çalarsa ona yardım eder, sıkıntısını giderirmiş.

Girdiği her savaştan elde ettiği ganimeti hep halkına dağıtırmış. Onlarla paylaşır kimsenin sıkıntılı bir şekilde yaşamasını istemezmiş. 

Bu iyi niyetinden dolayı hazinesinin bereketi hiç eksilmez, hep artarmış. Bir gün hazinadarına daha önce satın aldığı çok kıymetli bir kolyeyi getirmesi için emir vermiş. Hazinedar, hazine odasına girer girmez çığlık çığlığa bağırarak sarayın koridorlarında koşmaya başlamış. “İmdaat… imdaaat… hırsız girmiş, hazine dairesine hırsız girmiş…” diye. 

Tabi hemen araştırma yapmışlar gerekli tetkileri yapmışlar ve gerçekten de hırsızın girdiğini anlamışlar. 

Meğer o şehirde Hırsız Tahir isimli çok mahir bir hırsız varmış. Kırk arkadaşı ile birlikte hırsızlık yaparmış. Şehirde soymadıkları ev bırakmamışlar. Herkesin canını yakmışlar. Padişahın bu meşhur ve çok zengin hazinesinden haberdar olan Hırsız Tahir ve kırk arkadaşı bir plan yapmışlar ve padişahın hazinesini soymak üzere her gece bir kişi hazinenin bahçeye bakan penceresinden girip yükte hafif pahada ağır ne varsa alıp gidiyorlarmış. Günlerce hazineyi kimseye hissettirmeden soymuşlar. 

Yapılan araştırmalar ve tetkikler sonucunda hazine dairesinin bahçeye bakan penceresinden hırsızların girip çıktığı anlaşılmış. Padişah bu işe bir dur demenin vakti geldi diyerek tüm tedbirleri almalarını ve hırsızı ya da hırsızları yakalamalarını emretmiş. Yapılan tüm araştırmalar şehrin ve ülkenin namlı hırsızı, tehlikeli adamı Tahiri gösteriyormuş. Çok meşhur ve o güne kadar asla yakalanamayan Hırsız Tahir. 

Bu padişahın bir tek küçük kızı varmış. Erkek çocuğu olmadığı için tüm ilgisini ve sevgisini bu kızının üzerine vermiş padişah. En iyi öğretmenlerden ders almasını sağlamış, çok iyi ata binmesini ve kendini koruması için öğrenmesi gereken her şeyi öğretmiş. Ayrıca bu kız çok zeki olduğu için hayatı kolaylaştıracak buluşlar yapıyormuş. Bunları da babasına gösteriyormuş. Mesela sarayın çatısına döşettiği büyük bakır levhalarla kış günlerinde güneş ışınları sayesinde sarayın kolayca ısıtılmasını sağlıyormuş. Yine saray mutfağında kullanılacak sıcak suyu da güneş ışınlarını kullanarak elde ediyor, böylece ormanların ve ağaçların kesilmesini en aza indirmeyi amaçlıyormuş. 

Yine bu küçük kızın çıkmayan boya buluşu varmış. Bu sayede şehirde halkı rahatsız eden, suç işleyen ve mesela hırsızlık yapanların vücudunda görünen bir yerlerine bu boyadan sürüyorlarmış ve herkes onun daha önce bir suç işlediğini ve bu yüzden çıkmayan boya ile cezalandırıldığını görüyormuş. Tabi herkesin içinde çıkmayan boya ile dolaşmanın utancını yaşamak istemeyen tüm suçlular şehri terk ediyor ya da suç işlemekten vazgeçiyorlarmış. 

Küçük kız saray hazinesini soyanın da çıkmayan bu boya ile damgalanması gerektiğine inanıyormuş. Bu sebeple babasının huzuruna çıkmış.. “Babacığım erkek kardeşim olmadığı için beni bir erkek evlat gibi yetiştirdin. İzin verin ben bu gece hazinenin bekçiliğini yapayım ve hırsızı yakalayayım kendisini çıkmayan boya ile damgalayayım” diyerek izin istemiş.

Padişah Hırsız Tahiri bildiği için kızının başına tehlikeli bir olayın gelmesinden korkuyormuş. Önce izin vermemiş. Kızının ısrarlarına dayanamamış. Nihayet izin vermiş. Ancak hazine dairesinin her yerine kızını korumak içinde adamlar yerleştirmiş. Böylece Padişahın küçük kızı hemen savaş elbiselerini giymiş, zırhını kuşanmış özel çıkmayan boya silahını eline almış ve hazine dairesinde nöbet beklemeye başlamış. 

Gece yarısını geçtikten sonra bahçeye bakan pencere tarafından bir tıkırtı duymuş. Hemen sessizce o tarafa yaklaşmış. Bir sandığın arkasına saklanmış. Tam da bu sırada pencere içeriye doğru açılmış ve bir baş uzanmış. Meğer o gece hırsızlık sırası haramilerin başı olan Harsız Tahir’de imiş. Tam içeriye atlayacakken küçük prenses elinde bulunan ve içi çıkmayan kırmızı boya ile dolu olan silahını pencereye doğru hızla savurmuş. 

Hırsız Tahir’in yüzü tamamen bu çıkmayan boya ile boyanmış Ancak Tahir çok tedbirli ve dikkatli olduğu için hemen başını çekmiş ve hızla oradan uzaklaşıp kaçmış. Padişahın adamları da peşine düşmüşler. Ancak hırsız Tahir çok mahir bir hırsız olduğu için kısa sürede izini kaybettirip şehrin karanlık sokaklarında kaybolarak saklanmış. Padişahın adamları sabaha kadar aramalarına rağmen bulamamışlar. 

Küçük kız sabahleyin babasının huzuruna gelmiş. Babası büyük bir merak ve endişe ile ne olduğunu sorunca olduğu gibi anlatmış kız. 

Padişah “Peki demiş nasıl yakalayacağız” Küçük kız “Babacığım, çıkmayan boya silahımla yüzüne silinmez ve değiştirilemez bir iz bıraktım. Yarından tezi yok şehirdeki tüm erkekler ve kadınlar sarayın önünden geçsinler, yüzlerini bize göstersinler, onlara bakalım. Hırsızı bu şekilde kolayca tespit eder yakalarız” demiş. 

Padişah hemen şehire tellallar çıkarmış ve kızının söylediğini yaymalarını söylemiş. Ve tellallar başlamışlar şehrin tüm sokaklarına ilan etmişler. “Duyduk duymadık demeyin. Acı soğan yemeyin. Ağzım koktu diye endişelenmeyin. Pişmiş soğan kokmaz. Pişmiş aşa su katılmaz. Padişahımızın emridir. Yarın sabahtan itibaren şehirdeki tüm kadınlar ve erkekler sarayın önünde, prenses hanımınmla padişahımızın ve adamlarının bulunduğu balkonun altından geçeceklerdir. Gelmeyenler cezalandırılacaklardır.”

Ertesi gün olmuş ve herkes Padişahın küçük kızının ve tüm görevlilerin oturduğu balkonun önünden geçmeye başlamış. Tabi askerler şehirde hiç kimsenin kalmaması için gerekli tedbirleri de almışlar. 

Tüm bunlar olurken Hırsız Tahir ne kadar uğraşırsa uğraşsın yüzündeki boya izini kapatamamış çocuklar. Tellallar padişahın emrini şehirde yaymaya başladıklarında Hırsız Tahir Mecburen padişahın emrine uymak zorunda kalmış. Şehirden de kaçamadığı için kalabalığın arasına karışmış ve sıra kendisine geldiğinde balkonun önünden hızlıca geçivermiş. Ancak padişahın küçük kızı görür görmez hırsız Tahirin yüzündeki boya izini tanımış. Askerlerin kumandanına “Yakalayın işte orada Hırsız” diye bağırmış. 

Hemen hırsız Tahiri yakalamışlar ve padişahın huzuruna getirmişler. Sonra adamlarını da birer birer yakalamışlar. 

Hırsız Tahir padişahın huzurunda korkuyla titremeye başlamış. Padişah hemen zindana atılmasını emretmiş. Adamlarıyla birlikte zindana atılırken Padişahın küçük kızı Hırsız Tahirin karşısına gelmiş ve “Unutma ey Tahir, kötülük hiç kimsenin yanına kâr kalmaz. Herkes yaptığı kötülüğün cezasını mutlaka çeker” demiş. 

Sonra Hırsız Tahir’in ve arkadaşlarının evleri aranmış. Hazineden ve şehir halkından çaldıkları altınlar mücevherler, paralar, kıymetli eşyalar sakladıkları yerlerde bulunmuş. Çalınan tüm eşyalar sahipleri bulunarak teslim edilmiş. Ayrıca padişahın hazinesinden çalınanlar da  yeniden yerlerine koyulmuş. 

Padişahın Küçük kızının bu kahramanlığı da dilden dile dolaşmaya başlamış. Nihayet padişahın da kulağına gelmiş. Bunun üzerine padişah Küçük Kızını tüm askerlerinin başına komutan ve kendisine de baş komutan yaparak ödüllendirmiş. 

Padişahın küçük kızının aldığı güvenlik tedbirleri sayesinde o günden sonra o şehirdeki herkes huzur ve mutluluk içinde yaşayıp gitmişler. Hırsız Tahir de yüzündeki çıkmayan boya iziyle ömrü boyunca zindanda yaşamaya mahkum olmuş. Bu arada zindanda birlikte ceza aldığı herkes ismine meşhur hırsız tahir değilde, yüzündeki çıkmayan kırmızı boyadan dolayı, boyalı Tahir demişler. Bu masalda burada bitmiş. 

Gökten üç elma düşmüş, biri anlatana, biri dinleyene, biri de bu masalı bize miras olarak bırakana olsun. 

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün