Sayı 32

BULUTLARIN ÜSTÜNDEKİ DEĞİRMEN

     Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Deve tellal iken, pire berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Az gittim, uz gittim; dere tepe düz gittim. Kimi zaman çiğdem kokulu yaylalardan geçtim, kimi zaman gölgesi serin ceviz ağaçlarının altında dinlendim. Bir dere kenarında su içtim, bir dağın başında yıldızlarla konuştum. Derken öyle bir kasabaya vardım ki ne değirmen sesi duyuluyor ne de rüzgârın uğultusu… O gün işittiklerimi değil, gördüklerimi anlatacağım. Kulak veren dinlesin, gönül veren ibret alsın.

Bir varmış, bir yokmuş…

Vaktiyle yüksek dağların eteğinde, bereketli ovaların kıyısında kurulmuş küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın şöhreti ne saraylarından ne de altınlarından gelirmiş. Onu meşhur eden, dört mevsim durmadan dönen yel değirmenleriymiş.

Daha güneş doğmadan değirmenlerin kanatları dönmeye başlar, buğdaylar un olur, unlar fırınlara taşınırmış. Sabah olunca sokakları taze ekmek kokusu sararmış. Çocuklar sıcak pideleri kucaklayarak evlerine koşar, yaşlılar değirmenlerin sesini dinleyerek çınar altında sohbet edermiş.

Kasabanın en yaşlıları, “Rüzgâr eserse bereket eksik olmaz.” derlermiş.

Ne var ki bir sabah herkes tuhaf bir sessizlikle uyanmış. Yaprak kıpırdamıyormuş. Irmak akıyor ama suyun üzerinde tek bir dalga oluşmuyormuş. Leylekler havada süzülüyor, fakat kanatlarının altında en küçük bir esinti bile hissedilmiyormuş.

İlk gün kimse aldırmamış. “Bugün dinlenir, yarın eser.” demişler.

Ama ertesi gün de rüzgâr gelmemiş. Bir hafta geçmiş. Sonra iki hafta… Aylar birbirini kovalamış.

Değirmenlerin koca kanatları oldukları yerde kalmış. Taşlar dönmeyince un kalmamış. Un bitince fırınların ateşi sönmüş. Çocukların neşesi azalmış. Sofralardaki ekmek küçülmüş.

Kasabalılar meydanda toplanıp çare aramışlar. Kimi dualar etmiş. Kimi gökyüzünü suçlamış. Kimi dağların rüzgârı tuttuğunu söylemiş. Ama konuşmaktan başka kimse bir adım atmamış.

Kasabanın kenarında eski bir değirmenin yanında fakir bir aile yaşarmış. Ailenin tek oğlu Hasan’mış. Saçları küçüklüğünden beri çıkmadığı için herkes ona Kel Hasan dermiş. Çocuklar bazen onunla alay eder, “Kel Hasan geliyor!” diye peşinden seslenirlermiş. Hasan ise ne kızar ne de darılırmış.

Babası, “İnsanın başındaki saç değil, içindeki akıl değerlidir ot olmayan yerde değerli maden olurmuş.” dermiş. Annesi de, “Gönlü güzel olanın yüzü de sonunda güzelleşir.” diye öğüt verirmiş.

Hasan bu sözleri hiç unutmazmış.

+Bir akşamüstü eski değirmenin önünde oturan yaşlı değirmenciye yaklaşmış. “Dede,” demiş. “Rüzgâr neden kayboldu?”

-Yaşlı adam değirmenin durmuş kanatlarına uzun uzun bakmış. “Evlat,” demiş. “Ben çocukken dedem anlatırdı. Dünyadaki bütün rüzgârlar önce Bulut Değirmeni’nde uyanırmış.”

+“Bulut Değirmeni mi?”

-“Evet, Kaf Dağı’nın tepesinden başlayan gizli bir merdiven varmış. O merdiven bulutların üzerine çıkarmış. Orada bütün rüzgârların geçtiği büyük bir değirmen bulunurmuş.”

+Hasan merakla sormuş: “Peki oraya giden olmuş mu?”

-Yaşlı adam gülümsemiş. “Anlatan çok olmuş da gideni, gitse de döneni pek gören olmamış.”

O gece Hasan’ın gözüne uyku girmemiş. Ay ışığı pencereden içeri vururken durmuş kanatlara bakmış.

“Birileri gitmezse bu değirmenler hiç dönmeyecek.” diye düşünmüş. Sabah ezanıyla birlikte kalkmış.

Annesi tandırda pişirdiği iki sıcak ekmeği bohçaya koymuş. Bir parça peynir… Birkaç kuru incir… 

Bir avuç ceviz… 

Babası yıllardır sandığında sakladığı söğüt düdüğünü çıkarmış. “Bu düdüğü dedem bana vermişti.” demiş. “Belki yol arkadaşın olur.” Hasan düdüğü özenle heybesine koymuş.

Annesinin elini öpmüş. “Merak etme ana.” “Rüzgârı bulmadan dönmeyeceğim.” Hasan kasabadan ayrılalı henüz yarım gün olmuştu ki yol kenarında acıyla çırpınan küçücük bir saka kuşu görmüş.

Kanadı böğürtlen dikenlerine dolanmış. Çırpındıkça dikenler daha çok batıyormuş. Hasan diz çökmüş. Önce kuşu sakinleştirmiş. Sonra dikenleri tek tek ayırmaya başlamış. Dikenler ellerini çiziyor, avuçlarından ince ince kan akıyormuş. Ama Hasan elini çekmemiş. Uzun uğraşlardan sonra kuş özgürlüğüne kavuşmuş. Küçük saka önce yakındaki dala konmuş. Sonra üç kez Hasan’ın başı üzerinde dönmüş. Sanki teşekkür eder gibi cıvıldamış. Tam uçup gidecekken yere altın sarısı küçücük bir tüy bırakmış. Hasan tüyü almış. “Hatıra olsun.” diyerek heybesine koymuş.

Akşam üzeri ormanın içinden geçerken bu kez hüzünlü bir ses duymuş. İncecik bir inleme… Sesin geldiği yere vardığında yaşlı bir karacanın kurumuş dere yatağında dolaştığını görmüş. Hayvan susuzluktan ayakta zor duruyormuş. Hasan çevresini dikkatle dinlemiş. Bir kayanın altından çok hafif su sesi geliyormuş. Taşları tek tek kaldırmış. Toprağı elleriyle eşelemiş. Saatler süren uğraştan sonra incecik bir su yolu açılmış. Önce birkaç damla akmış. Sonra pınar gürül gürül akmaya başlamış. Karaca kana kana su içmiş. Gözlerini Hasan’a çevirmiş. Usulca yaklaşıp avucunu koklamış. Sonra başını eğerek sessizce ormana karışmış. Hasan arkasından bakmış. “İnsan iyilik yaptıkça ferahlıyor.” Mırıldanmış.

Ertesi gün güneş henüz yükselmişti ki büyük bir meşe ağacının altına ulaşmış. Ağaçtan telaşlı sesler geliyormuş. Bir anne sincap oradan oraya koşuyor, yavrusu ise iki dalın arasına sıkışmış çırpınıyormuş. Dal o kadar yüksekmiş ki çıkmak kolay değilmiş. Hasan ayakkabılarını çıkarmış. Ağaca tırmanmaya başlamış. Dallar sallanmış. Ayağı birkaç kez kaymış. Ama vazgeçmemiş. Nihayet yavru sincaba ulaşmış. Onu incitmeden avuçlarının arasına almış.  Aşağı inip annesine teslim etmiş. Anne sincap sevinçten Hasan’ın omzuna çıkmış. Sonra ağacın kovuğuna gidip en iri palamutlardan birini getirmiş. Hasan gülümsemiş. “Ben bunu yiyemem.” demiş. “Ama senin gönlünü kırmayayım.” Palamudu heybesine koymuş Akşam çökerken gök ansızın kararmış.

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlamış. Şimşekler dağları aydınlatıyormuş. Hasan büyük bir kayanın altına sığınmış en yardım ister gibi yükselen ince bir meleme duymuş. Sesin geldiği tarafa koşmuş. Yağmur sularının açtığı çamurlu çukura küçücük bir kuzu saplanmış. Çırpındıkça daha da batıyor, korkudan titriyormuş. Hasan sopasını uzatmış, olmamış. Yakındaki ince dalları kesip birbirine bağlamış, yine olmamış. Sonunda dizlerine kadar çamura girip kuzuyu iki koluyla kavramış. Güçlükle de olsa dışarı çıkarmış. Kuzu korkudan Hasan’ın peşinden ayrılmıyormuş.

Az ileride bir çobanın telaş içinde onu aradığını görmüşler. Yaşlı çoban kuzuyu görünce sevinçten ağlamış.

+“Evladım,” demiş, “günlerdir sürümü kurtlardan korurum ama bugün bu yavruyu çamurdan kurtaramadım. Allah senden razı olsun.”

-Hasan tebessüm etmiş. “Bir can kurtuldu ya, bana yeter.”

Çoban heybesinden sıcak bir çörek çıkarıp uzatmış. Hasan önce almak istememiş.

+Yaşlı adam, “Yolcuya verilen lokma eksilmez.” deyince çöreği kabul etmiş.

Geceyi çobanın çadırında geçirmiş. Sabah ezanıyla yeniden yola koyulmuş. Artık önünde yalnızca Yüce Dağ varmış. Dağ yaklaştıkça yollar sarplaşıyor, patikalar daralıyormuş. Kayalar kimi yerde duvar gibi yükseliyor, kimi yerde derin uçurumlara açılıyormuş. Hasan bazen elleriyle kayalara tutunuyor, bazen dizlerinin üzerinde ilerliyormuş. Gün batımına doğru zirveye ulaştığında nefesi kesilmiş. Tam o sırada sislerin arasından ince bir ışık süzülmüş. Sis ağır ağır dağılmış. Bulutlardan örülmüş bembeyaz bir merdiven gökyüzüne doğru yükseliyormuş. Basamaklar ne taştandı ne tahtadan… Üzerlerine basıldığında pamuk gibi yumuşuyor ama insanı taşıyacak kadar da sağlam duruyormuş.

Hasan besmele çekmiş. İlk basamağa çıkmış. Her adımda yeryüzü biraz daha küçülmüş. Önce ağaçlar küçülmüş. Sonra evler. Sonra insanlar. Irmaklar gümüş ipliğe dönmüş. Dağlar çocuk oyuncağı kadar kalmış. Bir süre sonra bulutların üzerine varmış. Gördüğü manzara karşısında hayret içinde kalmış. Bembeyaz bulutların arasında rengârenk çiçek bahçeleri uzanıyormuş. İncecik rüzgâr yolları gökyüzünde nehir gibi kıvrılıyor, bulutlardan yapılmış köprüler birbirine bağlanıyormuş. Kanatları gümüş gibi parlayan kuşlar sessizce süzülüyor, gök mavisi kelebekler çiçeklerin üzerinde dolaşıyormuş. Fakat bütün bu güzelliğin ortasında koca bir sessizlik varmış. Çünkü bulutların tam ortasında duran devasa değirmen dönmüyormuş. Kanatları, gemi zincirinden daha kalın demir halkalarla bağlanmıştı. Hasan ağır ağır yaklaşmış. 

Tam o sırada ince bir cıvıltı duyulmuş. Dönüp baktığında yolun başında kurtardığı saka kuşunu görmüş. Kuş havalanıp değirmenin çevresinde üç kez dönmüş. Sonra zincirlerin en ince halkasının üzerine konmuş. Sanki, “Buradan başla.” der gibi ötmeye başlamış. Hasan kuşun gösterdiği halkayı çözmeye koyulmuş. İlk zincir açılmış. Ardından ikinci… Tam üçüncüye uzanmıştı ki karşısındaki sislerin arasından kocaman bir gölge yükselmiş. Dağ kadar iri bir dev doğrulmuş.  Saçları bulut gibi bembeyaz, sakalı dizlerine kadar uzanıyormuş. Gözleri öfkeli görünse de yorgunmuş. Gür sesi gökyüzünü doldurmuş. 

+“Kimdir benim değirmenime dokunan?” 

-Hasan geri çekilmemiş. “Ben aşağıdaki kasabadan Kel Hasan.”

+Dev kaşlarını çatmış. “Buraya kadar gelen ilk insan sensin.”

-“Ben kendim için gelmedim.” demiş Hasan. “Kasabamız aç kaldı. Değirmenler sustu. Çocuklar ekmek bekliyor.”

Dev uzun süre konuşmamış. Sonra ağır ağır oturmuş. Bulutlar bile onun ağırlığıyla sallanmış.

+“Ben kötü değilim.” demiş. “Yıllar önce gökyüzündeki bütün rüzgârlar burada şarkı söylerdi. Ben de onları dinleyerek uyurdum. Sonra insanlar çoğaldı. Gürültü arttı. Rüzgâr aşağıya indikçe sesi azaldı. Yalnız kaldım. Korktum. Ben de değirmeni bağladım.”

Hasan devin gözlerine bakmış. Orada öfkeden çok yalnızlık görmüştü. Bir süre düşünmüş. Sonra heybesini açmış. İçinden babasının verdiği söğüt düdüğünü çıkarmış.

+“Belki buna ihtiyaç duyacağımı söylemişti.” demiş.

Düdüğü değirmenin göbeğindeki küçük oyuğa yerleştirmiş. Sonra deve dönmüş.

-“Şimdi bütün zincirleri çöz.”

+Dev tereddüt etmiş. “Ya ses yine kaybolursa?”

-“Kaybolmayacak.” demiş Hasan. “Bu kez rüzgâr sana da, yeryüzüne de yetecek.”

Dev ağır ağır zincirleri çözmüş. İlk kanat dönmüş. Sonra ikinci. Ardından bütün değirmen bir anda hareket etmiş. Gökyüzü yıllardır beklediği nefesi almış gibiymiş. Rüzgâr kanatların arasından geçerken söğüt düdüğüne dolmuş. Bir anda öyle tatlı, öyle huzurlu bir ezgi yükselmiş ki bulutlar bile o melodiyle salınmaya başlamış. Dev gözlerini kapamış. Yüzündeki sert ifade silinmiş.

+“İşte…” demiş. “Yıllardır aradığım ses bu.”

Tam o sırada gökyüzünün dört bir yanından kuşlar uçmaya başlamış. Saka kuşu en önde dönüyormuş. Ardından karaca bulutların kıyısındaki yeşil bahçelerden başını uzatmış. Sincap, değirmenin yanında yükselen ulu ağacın dallarında görünüvermiş . Çamurdan kurtardığı kuzu ise annesiyle birlikte aşağıdaki dağın yamacında sevinçle zıplıyormuş. Hasan şaşkınlıkla etrafına bakmış. 

+Dev gülümsemiş. “İyilik hiçbir zaman kaybolmaz, Hasan.” demiş. “Sen yeryüzünde onların yardımına koştun. Onlar da seni buraya kadar yalnız bırakmadılar.” O anda değirmenin kanatları bütün gücüyle dönmeye başlamış. Rüzgâr dağları aşmış. Ovalardan geçmiş. Nehirleri okşamış. Ağaçların dallarını sallamış. En sonunda kasabaya ulaşmış. 

Bir anda bütün değirmenler dönmeye başlamış. Taşlar yeniden gıcırdamış. Buğdaylar una dönüşmüş. Fırınların bacalarından duman yükselmiş. Sıcak ekmek kokusu yeniden sokaklara yayılmış. Çocuklar sevinç içinde meydanlara koşmuş.

Yaşlı değirmenci gökyüzüne bakıp, “Rüzgâr geri dönmüş.” diye dua etmiş.

Hasan birkaç gün sonra kasabasına döndüğünde herkes onu alkışlarla karşılamış.

+Muhtar, “Bugünden sonra bu kasabanın en büyük kahramanı sensin.” demiş.

-Hasan mahcup bir gülümsemeyle başını eğmiş. “Ben yalnızca üzerime düşeni yaptım.” demiş.

O günden sonra kasabada ne zaman tatlı bir rüzgâr esse, çocuklar gökyüzüne bakıp gülümsermiş. Çünkü bilirlermiş ki bulutların üstündeki değirmen hâlâ dönüyor, Dev Gürbüz söğüt düdüğünün ninnisini dinleyerek huzur içinde uyuyor.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

Gökten üç elma düşmüş.

Biri iyiliği karşılık beklemeden yapanlara…

Biri cesaretini merhametiyle birleştirenlere…

Bir diğeri de hangi yaşta olursa olsun, masallara inanmayı sürdürenlere…

                                                                                                                       SELMAN DEVECİOĞLU

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün