Sayı 32

Meddahlığın Asırlık Nefesi Geleceğe Taşınıyor

“Bir millet, önce hikâyelerini kaybeder; sonra hafızasını…”

İstanbul’un kalbinde, kitapların sessiz canlılığıyla çevrili tarihe damga vurmuş görkemli bir mekânda, on hafta boyunca yalnızca meddahlık eğitimi yapılmadı. Kelimeler yeniden doğru adımlar atmayı öğrendi. Hikâyeler yeniden nefes aldı. Her meddah adayının sesi, asırlar öncesinden bugüne uzanan köprünün en sağlam taşı oluverdi.

Rami Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Raviyân-ı Ahbâr Meddahlık Eğitimi”, geleneksel Türk anlatı sanatının yeniden ihyası adına son yılların en dikkat çekici kültür çalışmalarından biri olarak tamamlandı. On hafta boyunca devam eden eğitimde katılımcılar yalnızca sahnede icra edilen bir sanatı öğrenmedi; aynı zamanda kelimelerin ruhunun farkına varıp, her bir sözün, hafızanın ve kültürel miras taşıyıcısı olduklarının farkına varıp, bu konudaki sorumluluğunu da omuzladı.

Bir Meddah Nasıl Yetişir?

Günümüzde birçok kişi meddahlığı, tek kişinin sahnede hikâye anlatması olarak tanımlıyor. Oysa gerçek meddahlık bundan çok daha fazlasıdır.

Meddah; tarih bilen insandır.

Meddah; dili koruyan, doğru konuşan ve doğru yazan insandır.

Meddah; toplum psikolojisini okuyabilen, insanların haleti ruhiyesini bir bakışta şıp diye çözüveren ve çözümlendiren insandır.

Meddah; gerektiğinde güldüren, gerektiğinde düşündüren, bazen de tek bir cümleyle insanın vicdanına dokunabilen kişidir.

Meddah; bir sözüyle, bir cümlesiyle topyekün bir kitleyiharekete geçirebilecek kadar güçlü bir hitabet sanatına vakıf, yeri geldiğinde galeyena gelmiş kitleleri tek bir el hareketiyle durdurabilecek kadar da kuvvetli bir insandır.

İşte Rami Kütüphanesi’nde başlayan yolculuk tam da bu anlayış üzerine inşa edildi.

İlk haftalarda katılımcılar, meddahlığın tarihsel gelişimini ve Türk sözlü kültüründeki yerini öğrendi. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, semai kahvelerinden, kıraathanelere, kıraathanelerden, mahalle aralarına oralardan, saray sohbetlerine uzanan anlatıcılık geleneği örneklerle ele alındı.

İlerleyen haftalarda ise işin teorisi tamamlanarak yerini uygulamalı eğitim sürecine bıraktı. 

Bir mendilin onlarca farklı nesneye dönüşebileceğini…

Bir bastonun bazen yaşlı bir adamı, bazen bir padişahı, bazen de bir çocuğu temsil edebileceğini…

Tek bir ses tonunun onlarca karakteri yaşatabileceğini katılımcılar hem yaşayarak, hem de uygulayarak öğrendi.

Kitapların Arasında Canlanan Hikâyeler

Rami Kütüphanesi’nin atmosferi, bu eğitimin en büyük şanslarından biriydi.

Yüz binlerce kitabın arasında gerçekleştirilen dersler, katılımcılara yalnızca bilgi değil, ilham da verdi.

Koridorlarda yürürken eski İstanbul’u hayal edenler oldu.

Avluda otururken bir kahvehane meddahını zihninde canlandıranlar…

Ders aralarında yeni hikâyeler yazmaya başlayanlar…

Çocukluğunda ninesinden dinlediği masalı yeniden hatırlayanlar…

Her hafta sınıfa giren insanlar, ders bitiminde biraz daha değişmiş olarak ayrıldılar.

Çünkü anlatıcılık, yalnızca öğrenilen bir beceri değildir; aynı zamanda insanın kendi sesini bulma yolculuğudur.

Derslerden Notlar

Eğitim boyunca yalnızca teknik çalışmalar yapılmadı.

Katılımcılar;

  • Nefes çalışmaları yaptı.
  • Diyafram kullanımını öğrendi.
  • Karakter oluşturma uygulamalarına katıldı.
  • Doğaçlama anlatılar geliştirdi.
  • Hikâye kurgulama tekniklerini çalıştı.
  • Geleneksel anlatım kalıplarını modern dinleyiciye uyarlamayı denedi.
  • Seyirci psikolojisini okumaya yönelik uygulamalar gerçekleştirdi.
  • Diksiyon ve vurgu üzerine yoğun pratikler yaptı.

Her ders sonunda farklı bir hikâye yeniden doğdu.

Her hafta farklı bir anlatıcı ortaya çıktı.

Meddahlık Neden Hâlâ Önemli?

Bugün çocuklar ekranlardan hikâye izliyor.

Yetişkinler kısa videolar arasında birkaç saniyede başka bir dünyaya geçiyor.

Ancak bütün bu hızın içinde insanın en temel ihtiyacı değişmiyor:

Birinin karşısına geçip ona içtenlikle anlatacağı bir hikâye…

İşte meddahlık tam da bunu yapıyor.

Elektrik kesildiğinde de anlatılabiliyor.

İnternet olmadığında da yaşayabiliyor.

Hiçbir teknolojiye ihtiyaç duymadan yalnızca insan sesiyle yeni dünyalar kurabiliyor.

Belki de bu yüzden yüzyıllardır ayakta.

Katılımcılar Ne Kazandı?

On haftanın sonunda ortaya çıkan en büyük değişim, katılımcıların özgüvenlerindeki artıştı. İlk derste birkaç cümleyi heyecanla söyleyen kursiyerler, eğitim sonunda onlarca kişinin karşısında rahatlıkla hikâye anlatabilecek seviyeye ulaştılar.

Kimileri öğretmendi.

Kimileri akademisyendi.

Kimileri sanatla yeni tanışıyordu.

Fakat eğitim sonunda hepsinin ortak bir yönü vardı:

Artık anlatacak bir hikâyeleri vardı.

Eğitmenin Gözünden

Programın eğitmeni Masalbaz Meddah Yusuf Duru, meddahlığı yalnızca geçmişte kalmış bir gösteri sanatı olarak değil, çağımızın iletişim problemlerine cevap verebilecek güçlü bir anlatım biçimi olarak ele aldı.

Derslerde sık sık şu düşünce öne çıktı:

“Bir toplumun geleceğini inşa etmek istiyorsanız önce onun hikâyelerini yaşatmalısınız.”

Bu yaklaşım sayesinde eğitim yalnızca sahne becerisi kazandıran bir kurs olmaktan çıktı; kültürel hafızayı yeniden hatırlatan bir mektebe dönüştü.

Kapanışta Yükselen Alkış

On haftalık yolculuğun sonunda gerçekleştirilen kapanış buluşmasında sınıf artık ilk günkü sınıf değildi.

Her katılımcı kendi hikâyesini bulmuştu.

Kimi Nasreddin Hoca’yı anlattı.

Kimi Anadolu’dan derlediği bir halk hikâyesini…

Kimi kendi yazdığı yeni bir meddah metnini…

Salon zaman zaman kahkahalarla doldu.

Bazen derin bir sessizlik oldu.

Bazen alkışlar uzun süre devam etti.

O gün yalnızca bir eğitim sona ermedi.

Belki de yeni meddahların yolculuğu başladı.

Geleceğe Bırakılan Bir Miras

UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras olarak kabul edilen meddahlık geleneği, ancak yaşayan ustalar ve öğrenmeye istekli yeni kuşaklarla varlığını sürdürebilir.

Rami Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen bu eğitim, bunun mümkün olduğunu gösterdi.

Çünkü kültür yalnızca müzelerde korunmaz.

Kültür, anlatıldıkça yaşar.

Paylaşıldıkça çoğalır.

Dinlendikçe derinleşir.

Ve bir meddahın sesiyle yeni nesillere ulaştığında, geçmiş geleceğe dönüşür.

Bugün Rami Kütüphanesi’nin 120 nolu salonunda yankılanan sesler belki yarın Anadolu’nun farklı şehirlerinde, okullarda, kütüphanelerde, kültür merkezlerinde ve meydanlarında yeniden duyulacak.

İşte o zaman bu on haftalık eğitim, yalnızca bir kurs olarak değil; Türk sözlü anlatı geleneğinin yeniden filizlenmesine atılmış güçlü bir adım olarak hatırlanacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün