Sayı 30

Ejderhadan Dost

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde var varanın sür sürenin baykuşu çoktur viranenin. Dambadak dumbadak dön arkana iyi bak. Arkanda çalı, evinde halı, sırtında çulu, şimdi buradan geçti akıllının biri. Akıllının aklı var, serçenin narı var. Ben istemem o nardan, atlayamam duvardan. Atladı, hopladı, küçümenin ödü patladı. Aldı aldı yel aldı, yel almadı sel aldı. Bir masalımız vardı. O da burada başladıııı…. 

Çocuklar, Kaf dağının arkasında, çok yükseklerde, büyük ağaçların, sık ormanların bulunduğu yerde bir ülke varmış. Bu ülkenin bir padişahı ve padişahın da av meraklısı bir kızı varmış. Kız her gün ava gider, saatlerce hatta günlerce av peşinde koşar, yaban hayvanlarını kovalar, bundan da büyük bir keyif alırmış. Padişah bir tanecik kızı için çok korkarmış av sırasında başına bir hal gelecek diye. Yalvarır, yakarırmış, “kızım gel bu av sevdasından vazgeç” diye ama Sultan dinlemez, hayvanların peşinden koşmaktan vazgeçmezmiş.

Bu padişahın bir de kardeşi varmış çocuklar. Kötü kalpli ve içten pazarlıklı, hep kötülük düşünen biri imiş. Hep kendi kendine düşünürmüş “Padişahlık benim hakkım. Hem ağabeyini, hem de kızını ortadan kaldırıp ben padişah olmalıyım” diye. “önce kızına bir oyun oynayayım. Nasıl olsa ormanda avlanıyor, ormanda kaybolsun ve saraya dönemesin” diye planlar yapmış. 

Bu sırada padişah kızını av merakından bir türlü vazgeçiremediği için kendisini çağırmış ve demiş ki: “Bak a kardeşim, kızım bu av merakından bir türlü vazgeçmiyor. Bundan sonra sen de onunla birlikte gideceksin. Kızım önce Allah’a, sonra sana emanet. Başına bir hal gelirse senden bilirim, ona göre.” Kardeşi hemen yerlere kadar eğilmiş ve “aman padişahım emriniz olur, ne demek, başım üstüne” demiş. Bu arada da içten içe seviniyormuş “İşte aradığım fırsat ayağıma geldi” diye.

Nihayet padişahın kızı yine ava çıkmaya karar vermiş. Kötü kalpli amcası da onunla birlikte ava çıkmış. Çok sık ormanlara girmişler. Dallardan, otlardan, yapraklardan zar zor yürüyebilir hale gelmişler. Tam da bu sırada ağaçların arasında çok güzel bir geyik ortaya çıkmış. 

Prenses hemen geyiğin peşine düşmüş. Amcası onu geyiğin peşine düşmekten alıkoyacağı yerde daha çok teşvik ediyor ve “Sultanım bu çok güzel bir geyik, yakalamanız lazım, gidin peşinden, gidin peşinden” diye konuşuyormuş. 

Prenses atına atladığı gibi geyiğin peşine düşmüş; ormanın derinliklerine doğru kaybolmuş gitmiş.

Bu sırada kötü kalpli amcası ormana sakladığı adamlarıyla buluşmuş, hep birlikte padişahın adamlarını yok etmişler.

Uzun bir kovalamacadan sonra Prenses durup etrafına bakınca bir de ne görsün? Ne kötü kalpli amcası varmış arkasında, ne de babasının adamları. Ormanın ortasında yalnız başına kalakalmış. 

Birden aklına babasının ava gelirken peşine verdiği amcası gelmiş. “Acaba amcam neden geyiğin peşine düşmem için bu kadar ısrar etti de benimle gelmedi?”ayrıca günlerdir bu ormanda bir çıkış arıyorum neden hiç gelen giden olmadı Diye düşünmüş. “bu işte bir iş var, ama ne?” Demiş. 

Bu sırada bir taş dikkatini çekmiş. Hemen atından inmiş taşı eline almış incelerken taş elinden kaymış yerde duran bir odunun üzerine düşüvermiş ve odun ikiye ayrılmış. Bir taşın bu kadar güçlü olduğunu daha önce hiç görmeyen Sultan çok şaşırmış. Bu sırada taşın üzerinde yazılar belirmeye başlamış çocuklar. Bana ne istersen sor diye yazıyormuş taşta ve gerçektende Prenses ne sorsa taş ona cevap veriyormuş Prenses sormuş “burası neresi?” Taş cevap vermiş “Efsaneler Ormanı” Amcam nerde?’’ Amcan şuan babanın yanına gidiyor”  yazmış taşın üzerinde. Sultan ohhh babamla birlikte beni bulmaya gelecekler demek ki demiş. Taş bunada bir cevap vermiş “boşuna bekleme amcan babanın yerine geçmeye gidiyor’’ Prenses çok korkmuş burdan kurtulmam lazım hemen deyince. Taş “beni cebine al” demiş. Prenses bir kaç soru daha sorduysa da taş artık hiçbirine cevap vermemiş. Prenses taşı cebine koymuş ve yürümeye başlamış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş nihayet ormanın içinde yıkık bir duvarın önüne gelmiş. Bir saray kalıntısı imiş burası. Bir de bakmış ki duvarın dibinde bir genç kız duruyor. Şaşırmış Sultan. “Allah Allah ormanın ıssız yerinde, duvarın dibinde genç bir kız ne arar?” diye düşünmüş. Hemen yanına gitmiş ve kim olduğunu, ormanda tek başına ne yaptığını sormuş.

Genç kız  “Ben İsfendiyar ülkesinin padişahının kızıyım. Kötü kalpli vezirin annesi beni kaçırdı ve buraya hapsetti.” demiş. Sultan Bunu duyunca çok sinirlenmiş. “peki seni buradan kurtarmak için ne yapmam lazım” diye sormuş.

İsfendiyar Padişahının kızı demiş ki, “şu ayağımda gördüğün zinciri kopartabilirsen ben buradan kurtulurum.” Sultan hemen daha önce ormanda bulduğu ve vurduğu her şeyi ikiye ayıran konuşan taşını cebinden çıkarmış ve kaldırıp bütün gücüyle kızın ayağına bağlı olan kalın zincire vurmuş, zincir tuzla buz olmuş. Konuşan Taş da bir anda ortadan kaybolmuş. Tam da bu sırada İsfendiyar padişahının kızı çok büyük ve korkunç görünümlü bir ejderha oluvermiş. Hemen Sultana doğru dönmüş. Kıpkırmızı gözlerini dikerek, “Yıllardır burada bağlı duruyordum. Beni özgür bıraktın. Sakın korkma, sana bir zarar vermeyeceğim. Dile benden ne dilersen.” Demiş.

Ejderha kız ne kadar korkma dese de Prenses korkmuş tabi. Biraz sakinleşip korkusu geçince “ben ormanda gördüğüm bir geyiğin peşine düştüm ve kayboldum.” demiş. “yanımda amcam da vardı. beni geyiğin peşine gönderdi ama ne kendisi geldi ne de babamın yardımcılarını gönderdi. Öğrendim ki, amcam babamla benden kurtulmak ve tahta geçmek istiyor. o da seni buraya hapseden vezir gibi kötü kalpli biri.”  

“Sen merak etme demiş” ejderha ve “atınla birlikte bin sırtıma” diyerek boynunu eğmiş.  Sultan kocaman ejderhanın sırtına atıyla birlikte çıkmış. Sonra ejderha birkaç adım koşturmuş ve başlamış kanatlarını çırparak uçmaya. Tüm Kaf Dağını ayakları altında gören Prenses böyle bir yolculuk yapabildiği, üstüne üstlük bir de ejderha dostu olduğu için çok mutlu olmuş. Nihayet saraya gelmişler. Sarayın burçlarından birinin üstüne konan ejderha Prensesi sırtından indirmiş. Şöyle bir silkinmiş, yine genç bir kız oluvermiş. Prensesin yanına gelmiş ve “ey iyi yürekli Prenses, eğer sen beni kurtarmasaydın ben ülkeme dönemeyecektim.” Demiş. “Şu dişimi al ve ne zaman yardıma ihtiyacın olursa o zaman avuçlarının arasına alarak dudaklarına götür ve derin bir nefes alıp dişe üfle, ‘ey ejderha prenses, neredesin’ diye seslen. Ben seni duyar ve hemen yardımına gelirim. Artık ülkeme dönmeliyim ama önce şu kötü kalpli amcanın icabına bakalım” diyerek Prensesi babasının huzuruna çıkarmış. 

Meğer Prensesin, padişah Babası günlerdir kayıp olan kızını aramaktan hasta düşmüş ondan bir haber bekliyormuş ki o sırada sultan içeri girmiş. Padişah kızını sağ salim karşısında görünce çok sevinmiş. Hemen kalkıp boynuna sarılmış. Bu sırada kötü kalpli amca da yanına aldığı adamlarla padişahın huzuruna girivermiş. Prensesi sapasağlam babası ile hasret giderirken görünce “Demek ormandan kurtuldun öyle mi? Tahtı kimseye bırakmaya niyetim yok.” Demiş. Hemen adamlarına emir vermiş. “Askerler, padişahı da, kızını da yok edin. Hatta bu kızı da.” diyerek ejderha kızı göstermiş.

Tam bu sırada İsfendiyar padişahının kızı silkinerek yeniden ejderhaya dönüşmüş. Tabii padişah da dahil olmak üzere herkes çok korkmuş. Ejderha, amca ile adamlarının peşine düşmüş. Sonunda amcayı yakalayıp padişahın huzuruna getirmiş. 

Bu arada Prenses, babasına bütün olanı biteni anlatmış. Amca da tüm suçlarını bir bir padişaha itiraf etmiş. Padişahlığın kendi hakkı olduğunu düşündüğü için, tahtı ele geçirmek üzere planlar kurduğunu anlatmış. 

Padişah çok hiddetlenmiş. Kardeşine “Ceza olarak kırk katır mı istersin, kırk satır mı” diye sormuş.

Kardeşi “Kırk katır isterim” demiş. “Hiç olmazsa biner giderim başka ülkelere”. Padişah ejderha kızdan kardeşini 40 katır ile çok uzaklara sürgün etmesini istemiş. Ejderha da bu dileği yerine getirmiş ve bundan sonra Kötü Kalpli kardeş kimseye bir zarar verememiş.

Evet çocuklar, o günden sonra Sultan ve babası, İsfendiyar ülkesinin padişahı ve kızıyla dost olmuşlar. Kötülüklerin üstesinden gelmek için iş birliği yapmışlar, ülkelerinin neresinde bir haksızlık, bir kötülük varsa üstesinden birlikte gelmişler. 

Bu masalda burada bitmiş. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. 

Gökten üç elma düşmüş biri anlatana, biri dinleyene, biri de bu masalı bize kadar ulaştıran büyük masalcıların ruhuna olsun. 

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün