Sayı 32

HEKİM DUBBANLA KARA VEZİRİN HİKAYESİ

Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… Annem kaptı maşayı, babam kaptı meşeyi, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi… O öfke ile Tophane minaresini cebime sokmayayım mı borudur diye… O öfke ile Tophane güllesini cebime doldurmayayım mı darıdır diye… Orada buldum iki çifte bir kayık. Çek kayıkçı Eyüb’e…Eyüb’ün kızları haşarı… Bir tokat vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı. Bir tarafı tozluk dumanlık, bir tarafı çayırlık çimenlik, bir tarafı sazlık samanlık… Bir tarafta boyacılar boya boyuyor renk ile… Bir tarafta demirciler demir dövüyor denk ile… Bir tarafta Mehmet Ali Paşa cenk ediyor şevk ile… Anan yahşi, baban yahşi, kurtuldum ellerinden… vardım masal iline.

Sevgili çocuklar. Kaf dağından çok uzak bir diyar varmış. Buraya Bağdat diyarı derlermiş. Bu diyarın bir padişahı varmış. İyi yürekli, cömert, halkın sevdiği bir padişahmış. 

Ancak bu padişahın amansız ve çare bulunmayan bir hastalığı varmış. Ne kadar hekim getirirlerse getirsinler hiç birisi çare bulamamış. Nihayet padişah bu hastalıktan öleceğini anlamış. Hemen tellallar çıkarmış şehirlere, elçiler göndermiş ülkelere. 

Usta ve işinin ehli doktorlardan bulunmasını istemiş. Nihayet bir gün sarayın kapısını Dubban isminde bir genç çalmış. Kapıdaki nöbetçiler önce bu delikanlıyı içeri almak istememiş. Ancak Dubban çok usta ve iyi bir doktor olduğunu söylemiş. Hatta padişahı iyileştireceğini bile söylemiş. 

Nöbetçiler hemen Hekim Dubban’ı içeri almışlar. Padişahın huzuruna götürmüşler. Padişah bembeyaz çarşaflar içinde sapsarı bir vaziyette yatıyormuş. Etrafında vezirleri ve devlet adamları varmış. 

Hemen baş ucunda ise baş veziri Kara vezir duruyormuş. Hekim Dubban içeri girer girmez bu kara vezirden hiç hoşlanmamış. Padişahı muayene etmiş. Gerçekten çok usta bir doktor olduğu için hastalığının sebebini bir bakıştı anlayıvermiş. 

Bu arada Kara vezirin kötü bakışları, dikkatli ve kontrolcü tavırları Hekim Dubbanı çok rahatsız etmiş. Bunu gören Hekim Dubban Padişahın hastalığını  teşhis ettiğini söylememiş orada. Çünkü anlamış ki kara vezir kendisine mutlaka bir kötülük yapacak bu yüzden susmuş. 

Hekim Dubban izin istemiş, şehirde bir ev kiralamış ve başlamış çalışmaya. Her gün şehirden dışarı çıkıyor, ormana gidiyor, oradan çeşitli otlar, kökler, yapraklar topluyormuş. Sonra evine gelip onları bir güzel kaynatıyormuş. Çeşit çeşit merhemler, şuruplar yapıyormuş. 

Ancak biliyormuş ki bunların hiç birisi padişaha fayda etmeyecek. Çünkü şehirde kaldığı sürece halkın üzerinde Kara vezirin korkusunu açık ve seçik bir şekilde görüyormuş. 

Bir gün yine otlar, yapraklar ve ormandaki şifalı bitkilerden toplamaya çıkmış. Tam ormana girecekken birinin kendisini takip ettiğini farketmiş. Biraz korkmuş. Ancak ormanı ve bitkileri çok iyi bildiği için alacağı tedbiri de kafasında düşünmüş. 

Ormanın içine doğru giderken hemen bir zehirli kurbağa bulmuş ve sonra çantasındaki kürdanlardan birini zehirli kurbağanın karnına sürmüş. Sonra da çantasındaki kamış borulardan birinin içine yerleştirmiş. 

Daha sonra içinde kalın bir ağacın ardına kendisini takip edene görünmeden hızlıca saklanıvermiş. 

Hekim Dubbanı takip eden adam ormanın içinde bir anda takip ettiği adamı kaybettiğini görünce telaşlanmış. Aslında aldığı emir gereği niyeti onu öldürmekmiş. Hekim Dubban adam yakınına gelinceye kadar saklandığı ağacın arkasından çıkmamış. Tam önünden geçerken borunun içindeki zehirli kürdanı püf deyip gelen adama doğru üflemiş. 

Kürdan borunun içinden hızla çıkarak adamın boyuna saplanmış ve adam hemen oracığa yığılıvermiş. Meğer kurbağa çok zehirliymiş. Ancak zehiri insanları öldürmüyor, sadece uyutuyormuş. 

Hekim Dubban adamın elini kolunu bağlamış ve bir ağacın altına oturtmuş. Yaklaşık iki saat sonra kendine gelen adam Hekim Dubanı karşısında görünce çok korkmuş. Elleri kolları bağlı olduğu için devinememiş. 

Hekim Dubban sormuş hemen. “Beni neden takip ediyordun”. Adam korku içinde “Söylersem beni öldürür” demiş. Dubban hemen sormuş yine “Kim öldürür?” Elleri kolları bağlı olan adam. “Kara Vezir” deyince hekim Dubban her şeyi anlamış. Sonra adam anlatmaya devam etmiş. 

“Kara vezir padişahımızı yavaş yavaş zehirliyor. Çünkü padişahımızın oğlu çok küçük. Padişahım ölünce yerine Kara vezir geçecek. Bunu bildiği için onu öldürmeye çalışıyor. Siz gelip padişahımızı iyileştireceğinizi söyleyince beni sizi öldürmem için görevlendirdi.” Demiş. 

Hekim dubban adamı orada öylece bıraktıktan sonra hemen kaldığı hana gelmiş. Yaptığı tüm ilaçları ve merhemleri alarak padişahın yanına gelmiş. 

Kara vezir hekim Dubban’ı karşısında sağlıklı ve sapasağlam görünce telaşlanmış ve hemen bir bahane ile padişahın huzurundan çıkıvermiş. 

Hekim Dubban padişaha, “Efendim sizi iyileştireceğim ama tüm yemek alışkanlığınızı değiştireceksiniz. Artık her gün sabah kalkar kalkmaz dört su bardağı ile su içeceksiniz. Sonrada tüm yemeklerinizi ben kontrol edeceğim. Ondan sonra yiyeceksiniz” demiş. 

Sonra da sarayın cam ustalarına çok özel, kristalden kaseler yaptırtmış. Ormanda bulduğu bu kristal taş, içine zehir ya da ilaç katılmış yemek konulduğunda çatlayıveriyormuş. 

Böylece padişahın sağlığını güven altına almış. Sonra kısa sürede padişahı iyileştirmiş. Tabi padişah bu işin sırrını öğrenmek istemiş. 

Bir gün hekim Dubban’ı huzuruna çağırmış ve “söyle bakalım hekim Dubban beni iyileştirdin. Hediyelerini vereceğim ama nasıl oldu bu iş. Neden diğer hekimler beni iyileştiremedi de sen yaptın” demiş. 

Hekim Dubban şöyle demiş. 

“Efendim siz çok iyi yürekli bir padişahsınız. Halkınıza yaptığınız iyiliklerin sonunda onlar size çok dua ettiler ve bende sadece bitkilerle yapmayı bildiğim ilaçlarla sizin iyileşmenize yardımcı oldum. Hem insanlara iyilik yapmak ve cömert davranmak ömrü uzatır padişahım” demiş. 

Bu sırada günlerdir yanına gelmeyen kara vezirini soran padişah, onun artık ülkeyi terkettiğini ve bir daha gelmeyeceğini öğrenmiş. Bunun üzerine de Hekim Dubban padişaha tüm gerçeği anlatmış. Meğer Karavezir Padişahın yemeklerine kattığı ve özel olarak hazırlattığı bir ilaçla, padişahı yavaş yavaş zehirliyormuş. Niyeti onun yerine geçmek ve ülkeye padişah olmakmış. Ancak Hekim Dubban’ın gelişi ve hastalığı teşhisi bütün planını alt üst etmiş. O yüzden de çareyi kaçmakta bulmuş tabi. 

Bunun üzerine padişah çok öfkelenmiş Kara Veziri bulmaları için her yere adamlarını göndermiş, haberler salmış ancak o günden sonra Kara Vezir bir daha ortalıkta görünmemiş. 

Padişah kendisine yapılan bu iyiliğin altında kalmamış elbette. Akıllı, başarılı ve dürüst Hekim Dubban’ı saraya başhekim ve kendisine de baş vezir yapmış. Uzun yıllar yine sağlıklı ve cömert bir ömür sürmüş. 

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. 

Gökten üç elma düşmüş. Biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de bu masalı çocuklarına okuyanlara hediyemiz olsun. 

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün