Sayı 32

GÖRÜNMEYEN DİGİTAL GİRDABA KARŞI AİLEYİ MASALLA KORUMAK EKRAN ÜÇGENİNE KARŞI, MASALIN BÜYÜLÜ DÜNYASI

Değerli Konuklar, Kıymetli Katılımcılar ve Ekranın Görünmeyen Girdabına Karşı Aileyi ve İnsanı Savunmak İçin Bir Araya Gelen Çok Değerli Dostlar,

Sözlerime başlarken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı himayelerinde, RTÜK ve İstanbul Aile Vakfı ortaklığıyla gerçekleştirilen “Dijital Anafor: Ekran Bağımsızlığı Zirvesi”nin, dijital çağın en büyük yapısal krizine karşı çok güçlü bir manifesto olduğuna inanıyor, emeği geçen herkesi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada son derece hayati bir kavramı konuşmak için toplandık: “Dijital Anafor.” Anafor, içine düşeni yavaş yavaş merkezine çeken, önce hareket kabiliyetini kısıtlayan, sonra da bütünüyle yutan bir girdaptır. Telefon, tablet ve bilgisayardan oluşan o meşhur “ekran üçgeni”, bugün evlerimizin tam ortasında bir anafor gibi dönüyor. Ve ne yazık ki bu anafor, sadece çocuklarımızın dikkatini değil; ailemizin bağlarını, sohbetlerimizi, mahremiyetimizi ve en nihayetinde insan kalabilme yetimizi de yutuyor.

Bizler bu zirvede ekranın arkasındaki o “görünmeyen tehlikeyi” deşifre etmekle mükellefiz. Neydi o tehlike? Dikkat eksikliği ve dağınıklığı, dopamin bağımlılığı ve dijital yanlızlık. Küresel dijital endüstri, insanı yalnızlaştırdıkça ekrana daha çok bağlayacağını çok iyi biliyor. Her “beğeni” butonunda, her sonsuz kaydırma hareketinde beynimize salgılanan o küçük dopamin dozları, bizi dijital birer laboratuvar faresine dönüştürüyor.

Peki, bu devasa, milyarlarca dolarlık küresel dayatmaya, bu yapay zekâ çağındaki siber zorbalıklara ve dijital mahremiyet ihlallerine, dijital yanlızlığa ve karmaşaya karşı elimizde ne var? Kılıcımız, kalkanımız, sığınağımız neresi?

İşte bugün size, bu anaforun tam ortasından çıkış biletini sunmaya geldim. Binlerce yıldır insan ruhunu iyileştiren, bizi ekrandan, sanal dünyadan koparıp birbirimizin gözünün içine bakmaya davet eden, insanlık tarihinin en eski ama en taze yöntemiyle buradayım: Masalla ve Anlatıcılıkla.

Evet, dijital anaforla mücadelenin en güçlü, en organik ve en maliyetsiz panzehirlerinden biri de masaldır ve anlatıcılık kültürünün canlandırılması, yeniden hayata geçirilmesidir.. Masal, sadece çocukları uyutmak için anlatılan bir uyku aracı değildir; aksine masal, insanı ve anneyi, babayı, çocuğu uykudan uyandırma sanatıdır.

1. Ekranın “Hazır İmajı”na Karşı Masalın “Zihinsel Atölyesi”

Değerli dinleyiciler, ekran bağımlılığı neden bu kadar güçlü? Çünkü ekran, insan zihnine “hazır imajlar” sunar. Bir çocuk tableti açtığında, karşısına her şeyiyle tasarlanmış, saniyede kırk çerçevenin aktığı, renkli, gürültülü bir dünya çıkar. Çocuğun zihni orada tembelleşir. Anlama ve kavrama eşiği basit bazı problemleri ve matematiksel işlemleri dahi yapamayacak kadar düşer. Çünkü düşünmesine, hayal kurmasına gerek yoktur; her şey önüne çiğnenmiş bir gıda gibi konur. Buna karşılık, ekrandaki o hızlı akış, gözlerle başlayan, beyinde yoğunlaşan sanal saldırı sonucu ortaya çıkan dopamin mekanizmasını tetikler ve çocuk hipnotize olur.

Bir söz, bir cümle, basit bir girizgah olarak düşünmeyin şimdi söyleyeceğim. Çünkü hipnoz sanatında tetikleyici unsur olarak bir tek kelime yetiyor. İsterseniz  gelin, ekranı kapatıp bir masal başlatalım. Hep beraber çocuğumuza ya da sohbet ettiğimiz yetişkin arkadaşlarımıza, bulunduğumuz ortamda o büyülü cümleyi söyleyelim:

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Dağların ardında, zümrütten bir saray varmış.”

Bu cümle kurulduğu an, dinleyenin kulaklarından içeriye süzülüp beyninin kıvrımlarında kendine ait yeri bulduğu an ortamda mucizevi bir şey gerçekleşir. Masalı dinleyen çocuğun da, yetişkinin de zihninde bir “üretim atölyesi, cümleyi zihinsel platformda hayali bir gerçeklikle oluşturmak için müthiş bir hızla “ çalışmaya başlar. Çünkü bu zümrüt saray cümlesinden sonra gelecekler hem gizemli bir sırdır, hem sürprizdir, hem macera çağrısıdır. Hasılı bilinmezlikler içinde beyni tetikleyen, heyecanı doruğa çıkaran ve üretim atölyesi olan beynimizdeki ilgili bölgelerin hızla çalışmasını, faaliyete geçmesini sağlayan bir marj etkisidir bu cümle. 

Evet sevgili dostlar. Ne dedik, “Dağların ardında bir zümrüt saray” varmış dedi değil mi? Ve başlıyoruz, 

  • Benim zihnimdeki zümrüt saray yeşilin bir tonudur, sizin zihninizdeki bambaşka bir ton.
  • Benim masalımdaki dev kocaman bıyıklıdır, çocuğun zihnindeki dev belki de bulutlara değen bir gölgedir. Ya da sevimli, kocaman gözleri, şişkin göbeği, küçük kulakları, ince sakalları olan, kocaman elleri, kocaman ayakları olan ama hiç doymayan, hatta çileği, muzu ve irmik helvasını çok seven bir dev olabilir. 

İşte sevgili dostlar digital anafor üçgenine düşen ve ekrana bağımlı olan insanın en büyük sıkıntısı burada başlıyor. Çünkü Ekran, hayal gücünü tüketir; masal ise hayal gücünü üretir. Ekran bağımlılığını yok etmenin ilk şartı, zihni pasif bir tüketicilikten aktif bir üreticiliğe geçirmektir. Masal, zihne kaybettiği o özgürlüğü geri verir. Çocuk ekrandaki hazır görüntüye muhtaç olmaktan çıkar, çünkü kendi zihninin yönetmeni olmayı öğrenir.

2. Digital Anafor hegomanyasını Masalın “Ritmi” ile Çökertmek

Benim üzerinde durmak istediğim ana konulardan birisi de har vurup harman savurduğumuz, düşmanın eline de kullanması için kocaman bir silah olarak verdiğimiz en önemli hazinemiz olan Dikkat ekonomisi. Bugün sosyal medya platformları, videoları neden 15 saniyeye, hatta daha da kısa süreye indirmeye çalışıyor. Üç beş saniye ile sınırlandırmaya çalışıyor? 

Maalesef insanoğlunun çocuk ya da yetişkin,  dikkat süresi, bir akvaryum balığının dikkat süresinin bile altına geriledi. Gençlerimiz, çocuklarımız 5 dakikalık bir videoya tahammül edemiyor; sürekli parmağıyla kaydırıyor. Bu, zihinsel bir parçalanmadır. Bu, odaklanma yeteneğinin imhasıdır. Bu dikkat ekonomisinin, bizim meşhur deyimimizle şer güçler ve dış odaklar tarafından müthiş bir silaha dönüştürülerek bize yani insanlığa karşı kullanılmasıdır.

Peki, masal burada ne yapar? Masalın kendine has bir ritmi, bir tekerlemesi, bir müziği vardır. Masal anlatan bir anne, baba veya bir meddah ya da bir anlatıcı sesinin tonuyla, jest ve mimikleriyle dinleyicinin dikkatini saniyelerle değil, dakikalarla bağlar.

Bir masalı dinlerken çocuk, “serim, düğüm, çözüm” aşamalarını beklemeyi öğrenir. Yani sabretmeyi öğrenir. Dijital dünyanın bize dayattığı “hemen şimdi, tek tıkla haz al” dürtüsüne karşı masal; “Bekle, dinle, anla ve sabret” der. Masal dinleyerek büyüyen bir çocuğun dikkat süresi uzar. Dikkat süresi uzayan bir bireyi ise “dikkat ekonomisinin” tuzaklarına çekmek, o anaforun içine fırlatmak o kadar kolay değildir. Masal, parçalanmış dikkatleri bir araya getiren zihinsel bir tutkaldır.

3. “Yalnızlık Ekonomisi”ne Karşı Göz Göze, Diz Dize İletişim

Modern dünya, ekranları çoğaltırken insanları yalnızlaştırdı. Her odada bir ekran, her elde bir telefon var. Göz önünde al benisi ve hızı yüksek tabletler. Oyun aletleri vesaire. Aynı evin içinde, aynı koltukta oturan ama birbirine yabancılaşmış, sadece ekran ışığıyla aydınlanan yüzler görüyoruz. Dijital dünya, insanı yalnızlaştırdıkça, yanlızlaşan insanın daha çok tüketeceğini, digital bir oburluğa düşeceğini ve doyumsuzluğa ulaşıp daha çok isteyeceğini bilir. Tüm stratejilerini de bunun üzerine kurarlar.  Yalnızlaşan insan siber zorbalığa daha açık hale gelir, dijital mahremiyetini daha kolay feda eder.

Masal anlatıcılığı ise doğası gereği toplulukla, birliktelikle yapılan bir eylemdir. Masal, “göz göze ve diz dize” anlatılır. Bir anne çocuğuna masal anlatırken sadece bir hikaye aktarmaz;

  • Sesindeki şefkati aktarır,
  • Çocuğun saçını okşar,
  • Çocuğun gözlerinin içine bakar.
  • Zaman zaman eline, omuzuna dokunur. 
  • Sesiyle, nefesiyle ve gözlerindeki şefkatle çocuğuna şifa olur. 
  • Güven verir, güven içinde olduğunu hissettirir. 
  • Tüm zorluklara karşı masal kahramanlarının gösterdiği sabırla mücadeleyi öğrenir. 

Ve daha bir çok özelliği birkaç dakikalık anlatı ile ve dikkatle seçeceğiniz doğru masallarla rahatlıkla verebilirsiniz. 

İşte bu an, çocuğun en büyük psikolojik ihtiyacı olan “güven” duygusunun inşa edildiği andır. Güvenli ekran ekosisteminden önce ihtiyacımız olan şey, güvenli aile ekosistemidir. Ekranın veremediği o sıcaklığı, o sahici sevgiyi analtacağımız ya da dinleyeceğimiz masal bulunduğumuz ortamın tam da ortasına bir güneş gibi doğurur. Ebeveyninin sesinden masal dinleyen bir çocuk, dijital dünyanın siber dünyadaki sahte onaylarına, birkaç saniye sonra unutacağı tıklamalarına ve “beğenilerine” ihtiyaç duymaz. Çünkü o, en gerçek onayı, en sıcak sevgiyi zaten o masal çemberinde almıştır. Masal, yalnızlık ekonomisinin kalbine indirilmiş en büyük darbedir.

4. Digital Anafora Karşı, 

Masalla Mücadele En Uygun Şartlarda Nasıl Yapılır? (Yöntem ve Uygulama)

Buraya kadar karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutlarını bir nebze de olsa anlattık. Huyumuzdur bizim, hep problemi ortaya dökeriz ama bir türlü çözüm aşamasında ne aksiyon alır  ne de aksiyona yönelik fikirler üretiriz. Biz burada anlatmaya çalıştığımız anlatıcılık ve masal yöntemini hayatımıza nasıl entegre edeceğiz? Konusunu da biraz açmak istiyoruz. “Hadi çocuğum, bırak telefonu, sana masal anlatacağım” demek tek başına yeterli midir? Elbette hayır. Bunun bir usulü, bir adabı ve en uygun şartları metodolojik olarak uygulaması olmalıdır. Mücadeleyi doğru stratejiyle planlamalı ve yürütmeliyiz.

Birinci Şart: Ortak Karar ve Dijital Detoks Saati

Masal anlatılacak saatte evde tam bir “ekran orucu” ilan edilmelidir. Sadece çocuğun değil; annenin, babanın, evdeki yetişkinlerin de telefonları, tabletleri bir kutuya konulmalı veya başka bir odaya bırakılmalıdır. Televizyon ya da digital gösteri cihazları kapatılmalı, Çocuk, masal anlatırken babasının cebinin titrediğini, annesinin gözünün ekrana kaydığını görmemelidir. Masal saati, adeta  evin “kutsal iletişim saati” olarak ilan edilmelidir.

İkinci Şart: Mekanın Atmosferi

Işıkları biraz loşlaştırmak, her zaman beynimizin hayal merkezini tetiklemeye yardımcı unsurlardan biridir. Belki küçük bir mum, belki sıcak bir ışık. Ekranın o çiğ, mavi ve agresif ışığına karşı; odanın sıcak, sarı ve dingin ışığı… Bu görsel geçiş bile beynin melatonin salgılamasına ve sakinleşmesine yardımcı olur. Çocuk, ekranın yarattığı o aşırı uyarılmışlık halinden masalın dingin sularına bu atmosferle geçer.

Üçüncü Şart: Kültürel Kodlar ve Çağdaş Motiflerin Dengesi

Anlatacağımız masallar sadece geçmişten bize miras kalmış belki gündemini yitirmiş, cazibesini kaybetmiş salt metinleri olmamalıdır. Bizler geleneksel anlatıcılığımızı, meddahlığımızı, masalcılığımızı modern dünyanın diliyle güncelleyebilmeliyiz. Masalın içine bugünün çocuğunun anlayacağı küçük motifler serpiştirmeli, bunu da dengeli ve kabul görür bir şekilde yapabilmeliyiz. Örneğin; masaldaki kahraman, sabırla bir problemi çözerken, dijital bir şifreyi çözer gibi analitik düşünmeyi başarabildiğini çocuğa uygun cümlelerle anlatmalıyız. Ya da masaldaki bir karakter, siber zorbalığa uğrayan bir kuşa yardım eden bilge bir kaplumbağa olabilir. Yani geleneksel masalın o evrensel değerlerini (iyilik, dürüstlük, adalet, sabır), bugünün dijital dünyasının sorunlarına panzehir olacak şekilde yeniden tarif etmeli ve yapılandırmalıyız.

5. Sadece Çocuklar İçin Değil, Yetişkinler İçin de Bir İlaç

Burada çok önemli bir yanılgıyı düzeltmek mecburiyetindeyiz. Zirve boyunca hep çocuklardan bahsettik ama sormak isterim: Ekran bağımlısı olanlar sadece çocuklar mı? Akşam eve gelince saatlerce sosyal medyada kaydırma yapan, televizyon karşısında uyuşup kalan, iş stresini ekrana sığınarak unutmaya çalışan biz yetişkinler değil miyiz?

Masal, yetişkinlerin de ruhunu sağaltır. Yetişkinlerin de o “dopamin bağımlılığından” arınmaya, zihinlerini dinlendirmeye ihtiyacı var. Bir yetişkin çocuğuna masal anlatırken ya da bir meddahı dinlerken, aslında kendi çocukluğuna döner. Kendi içindeki o temiz, dijital kirliliğe bulaşmamış güvenli alana sığınır. Dolayısıyla masal, sadece çocuğu ekrandan uzaklaştıran bir taktik değil; aileyi top yekün o dijital anaforun içinden çekip çıkaran kolektif bir terapi yöntemidir.

Sonuç: Ekranı Kapat, Masalı Başlat!

Değerli Konuklar,

Bizler yapay zekayı reddetmiyoruz, teknolojiyi düşman ilan etmiyoruz. Bizler, teknolojinin insanı köleleştirmesine, aileyi dağıtmasına ve ekranın bizi bir anafor gibi yutmasına karşı çıkıyoruz. Güvenli bir ekran ekosistemi kurmak istiyorsak, önce insan evladının kalbine ve zihnine güvenli bir sığınak inşa etmeliyiz.

Milyarlarca dolarlık algoritmalara karşı bizim elimizde bin yıllık masallarımız, meddahlık geleneğimiz, Karagözümüz, Orta Oyunumuz var. Onların yapay zekası varsa, bizim de insanlığın ortak hafızası olan doğal zekamız ve kalbimiz var.

Gelin, bu zirveden sonra evlerimize döndüğümüzde bir devrim başlatalım. Çok basit, çok sessiz ama çok derin bir devrim.

Diyelim ki: “Ekranı kapat, masalı başlat!”

Bir tıkla dünyayı tüketen değil, bir kelime, bir cümle ve masalla, güzel anlatılarla dünyayı daha güzel ve yaşanılır hale getirip yeniden inşa eden nesiller yetiştirmek bizim elimizde. Çocuklarımızın gözündeki o ekran yansımasını silip, yerine masalların parıltısını koyduğumuz gün, bu dijital anaforu darmadağın edeceğiz.

Beni dinlediğiniz için hepinize en kalbi şükranlarımı sunuyor; zirvenin, insanlığın ve Türk ailesinin ekran bağımsızlığına vesile olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün