
Bir varmış bir yokmuş. Ormanlarla kaplı, ortasından bir dere ile iki yakaya ayrılan, ovaları yemyeşil, yüksek dağlarla çevrili şirin bir köy varmış.
Bu güzel köyde keloğlan ve annesi yaşarlarmış. Köyde okul olmadığı için Keloğlan okul dönemlerinde şehirde yatılı okulda eğitim alırmış.
Tatillerde annesinin yanına giderek hayvanların bakımında. Ve diğer işler konusunda annesine yardım edermiş. En sevdiği şey köyde annesinin soba başında anlattığı anılarını dinleyerek uyumakmış. Okula geri döndüğünde ise dersleri ve en sevdiği arkadaşı Ahmet ile zaman geçirir, annesine duyduğu özlemi hafifletmeye çalışırmış.
Serbest zamanlarında Kel oğlan Arkadaşı Ahmet’e köyünün güzelliklerini, annesinin yemeklerini ve zorlu köy işlerini nasıl yaptığını anlatırmış. Bu durum Ahmet’in merakını çeker, arkadaşının köyünü görmeyi, Keloğlanla bir tatil zamanında Köyüne gitmeyi çok istermiş.
Keloğlan bir gün mektubunda annesine arkadaşı Ahmet’ten bahsetmiş, uygun görürse Ahmeti’i köyde misafir etmek istediğini söylemiş.
Annesi cevabında a benim keleş oğlum, yüzü ay güneş oğlum, misafir başa tacimiş ekmeğin bölüş oğlum. Demiş.
Bu cevap üzerine Ahmet babasına yalvar yakar olmuş. Babası da kıramamış Ahmet’i ben ikinizi tatilin başlama günü köye bırakırım. Bir hafta kalırsın sonra gelip seni alırım demiş.
Ahmet sevinçle sarılmış babasına ve tatil zamanına gün saymaya başlamış.
Nihayet tatil günü gelip çatmış. Ahmet’in babası Metin bey okuldan çıkan oğlu ve Keloğlanı alarak köyün yolunu tutmuş. Bu arada oğluna aman orada gül teyzenin sözünden çıkma. Köyde olduğun zaman içinde sanki yerime o var. Köyde dağlar ve nehirlerin varlığından bahsetmiştin. Sakın kendini ve arkadaşını tehlikeye atacak bir davranışta bulunma diye nasihat etmiş. Bu konuşmalar ışığında bir de bakmışlar ki yol bitmiş. Ormanların içinden geçerek Keloğlanın evinin önünde durmuşlar. Gül hanım çocukları kapıda karşılamış. Ahmet’in babası Metin beyi de Ahmet’i merak etmemesi konusunda ikna ederek uğurlamış.
Keloğlan annesi içeri girince sevinçle boynuna sarılmış, anacığım ne pişirdin bize diyerek etrafında zıplıyormuş. Gül hanım- oğlum sebzeci köye geç geldi. O yüzden Pırasayı ocağa yeni koydum. Siz hele oynayın .Ahmet’e biraz köyü gezdir, yemek hazır olur demiş.
Çocuklar gezmeye çıkmış Keloğlan hayvanları gösteriyor, nehri gösterirken yazın buraların nasıl güzel olduğunu anlatıyor. Uzaktaki dağları gösterirken kar olduğu zamanlarda nasıl güzel göründüklerinden bahsediyormuş. Fakat; sanki Ahmet’in bir az canı canı sıkılmış, Keloğlanasanki odaklanamıyor, onu dinlemiyor gibiymiş.
Keloğlan Ahmet’in bu durumuna şaşırmış. Ne o Ahmet? Yoksa babanı mı özledin? Hayır demiş Ahmet. – neyin var o halde? – ya ben çok acıktımda – iyiya az sonra yemek hazır olur. – ama şey ben hiç pırasa yememde. Gül teyzeye de söyleyemem ayıp olur. Ne yapsam diye düşünüyorum. – yahu bunda canını sıkacak ne var. Ben söylerim anneme. Sana küp peyniri ile yufka çıkarırım. Tereyağı sürüp sobanın üzerine atarım ki parmaklarını yersin demiş. Bu sırada Gül hanım çocuklara seslenmiş. Hadi çocuklar yemek hazır. Sobayıda yaktım hadi gelin bakalım çocuklar eve gelince Keloğlan Ahmet’e farkettirmeden durumu annesine anlatmış. Annesi hiç canını sıkma oğul ben birşeyler ayarlarım hadi siz sofraya buyrun demiş. Allah ne verdi ise getirmiş Ahmet’e Gül hanım. Gel oğlum çekinme. Kendi evin gibi hisset diyerek rahatlamasına yardımcı olmuş. Ekmek peynir ve tereyağ ile bir güzel dürüm yapmış Ahmete. Sobada kızaran dürüm çok güzel kokuyormuş fakat; küp peyniri çok acı olduğundan Ahmet hiç beğenmemiş ama birşeyde söyleyememiş. Çaresiz yemeye başlamış. Tam bu esnada kocaman bir tepsi ile nar gibi kızarmış börekte sininin ortasına inmiş. İşte geldi anamın pırasalısı var mı ?bunungibi lezzetlisi tatlısı diyerek kocaman bir dilim alarak elini ağzını yakarak yemeye başlamış Keloğlan. Böreğin kokusu okadargüzelmişki Ahmet büyük bir pişmanlıkla elindekini yemeye çalışıyormuş. İçinden keşke pırasa yemem demeseydim. Ne bilirdimki börek olacağını. Ben yemek sanmıştım. Of ya of diyormuş keşke bi tadına bakmak istermisindeselerde bir tane alsam diye düşünerek karnını elindeki dürümle doyurmuş. Gül hanım artan böreği bir tabağa koyarak Keloğlanın eline vermiş. Oğul kalk bunu Bekir emmin gilegötürde yesinler. Ayşeteyzen hasta yemek yapamamıştır o demiş. Ahmet’in pişmanlığı ışığında börek Bekir emmilere gitmiş ama yapacak bir şey yokmuş artık. Ahmet o gece uyurken annesinin sözlerini düşünmüş. Oğlum ön yargılı davranma tadına bakmadan yemem deme dermiş annesi. Bu sözün önemini anlamak hiç bilmediği bir köy ortamında nasip olmuş Ahmet’e masalın sonu.



