
YALANCI TİLKİ İLE EV KEDİSİ TEKİR’İN MASALI
Bir varmış bir yokmuş. Zaman aynasından geçen görüntüler çokmuş. Vay başıma, hay başıma. Gözüm takıldı şu oğlanın elindeki zümrüt taşına. Dedim verir misin? Dedi veririm. Dedim ne istersin? Karşılığında bir külhan, bir hamam, bir de basmalık isterim? Külhanlı hamam, her bir şeyi tamam, bilmedim ben basmalığı, dedi at üstündeki ahmaklığı. Bu elimdeki zümrüttür, babamdan bana bir öğüttür. Elindekinin kıymetini bilmezsen, burnunun dikine gidersen, ya düşersin, ya şaşarsın, sonra da boşu boşuna yaşarsın. Hayat bir terane, teranede tershane, ha gemi yapmışsın, ha hayatını tamir etmişsin. Aslolan ömrünü güzel yaşamak, anlatacağımız masala başlamak.
Vakti zamanında kaf dağının ormanlarının başladığı yerde bir köy varmış. Bu köyde her evin bir kedisi varmış. Herkesin ineği, tavuğu, horozu, köpeği de varmış. Tabi köydeki herkes hayvanlarını çok sever onlara bakar ve beslerlermiş.
Köyün girişindeki köy bekçisi Hamza efendinin de tekir cinsinde bir kedisi varmış ki güzellikte mahir, temizlikte tahir ve çeviklikte gerçekten benzersiz bir kediymiş. Her gün belli vakitlerde evden çıkar etrafı kolaçan eder, her yeri koklar, tavuklarla didişir, köpeğin kuyruğunu çeker, ineklerin memelerinden süt içer, sonra da ormana doğru yürür ve bir ağacın gölgesinde oturur, yazın, sıcak havaların ve güzel baharın keyfini çıkarırmış.
Yine böyle bir gün her zaman yattığı ağacın alt dallarından birinin üstüne çıkıp uzanmış ve yerleşerek uzun uzun esnemiş. Tam uykuya dalacağı zaman bir hışırtı hissetmiş ve dikkat kesilmiş. Bakmış ki bir tilki sinsi sinsi köyü hatta Hamza efendinin evini gözetlemekte, gözleriyle tavukları takip etmekte. Hemen oturduğu dalın üstünden seslenmiş. “Hişşt Tilki kardeş napıyorsun?” tilki önce birden çok korkmuş. Sesin geldiği yeri aramaya başlamış. Aklına yukarıya bakmak gelmiyormuş. Tekir kedi seslenmiş “Yukarı bak yukarı” diye. Tilki başını kaldırıp yukarıya bakınca uzaktan ama çok uzaktan akrabalarından birinin, bir Tekir kedinin daldan kendisine baktığını ve konuştuğu görüvermiş. Umursamamış. Ama cevap vermek zorunda olduğunu hissederek “Ne yapayım, avlayacağım tavukları gözlüyorum.” Kedi ne kadar didişse de yaşadığı evden bir tavuğun eksilmesini, hem de bir tilki tarafından zarar verilmesini asla kabul edemeyeceği için hemen bulunduğu daldan aşağıya inmiş ve “Bana sorarsan hiç düşünme. Çünkü ben o evde yaşıyorum ve ev sahibinin çok kuvvetli köpekleri var, ayrıca kocaman bir tüfeği var. Senin canına kıyar. Bence vazgeç bu fikirden” deyince tilki korkmuş ve olduğu yere çöküvermiş. Konuşmaya başlamışlar. Tilki ormandaki hayatını anlatıyor, Tekir kedi evdeki hayatını anlatıyormuş.
Böylece epeyce bir sohbet etmişler ve bir ara tilki, kediye demiş ki. “Kedi kardeş senin hayatına çok üzülüyorum. Eve bağlı yaşıyorsun, benim gibi ormanın güzelliklerini göremiyorsun. Ormanın nimetlerinden faydalanamıyorsun.” Kedi “Ben ormanda yaşamayı bilmiyorum ki, nasıl yaşarım ormanda ya başıma bir şey gelirse deyince” tilki hemen atılmış. “Bak kedi kardeş, ben senin gibi değilim bir sürü hile bilirim ve düşmanlarımın elinden bu hile sayesinde kurtulurum.” Kedi, “ben hile bilmem, sadece bana verilirse bir lokma ekmek yerim, verilmezse şükreder beklerim. Hem insanları ya da çevremdekileri kandırmak için hile yapmak doğru bir şey değildir” der.
Tilki kedinin bu söylediğine gülmüş ve demiş ki “Eğer ormanda yaşamak istiyorsan bu hileleri bilmek zorundasın. Etrafında yaşayan diğer hayvanları kandırmalısın ki ayakta kalabilesin. Bak mesela geçtiğimiz gün, ağzında irice bir kalıp peynirle bir karga şu ilerdeki ağacın dallarına konmuştu. Peyniri görünce içim gitti. Hemen karganın elinde o peyniri almak için bir hile düşündüm. Gidip ağacın altına karga kardeş karga kardeş ne kadar güzel sesin var bir kere ötde duyayım dedim. Karga benim bu sözüme inandı ve ötmek için ağzını açınca peynir ağzından aşağıya düştü. Bende hemen peyniri kapıp ordan uzaklaştım ve afiyetle yedim. “
Kedi tilkinin bu sözlerini duyunca “iyi ama bu yalan ve kandırmaca sana yarar yerine zarar verecektir. Bunu biliyorsun değil mi?” deyince, tilki bu kez kahkahalarla gülmüş. ”Ohooo kedi kardeş sende çok ince düşünüyorsun yahu. Hiç yalan olurmu? Hayatta kalmak için minicik bir hile” demiş.
Kedi buna şaşırmış. Çünkü kendisi hiç böyle hilelere başvurmaz, hatta bunların hiç birisini bilmezmiş. Tam bunları düşünürken ormanın içinden, yakınlarında insanların sesleri duyulmaya başlamış. Meğer bunlar o köyde yaşayan ve ormana ava çıkan köyün sakinlerinin sesleriymiş Bizim kedi hemen hızlı bir şekilde en yakındaki ağacın tepesine fırlayıp çıkmış. En uç dallara kadar uzanmış ve yaprakların arasına gizlenmiş. Daha sonra tilkinin etrafını saran tazılara ve acılara merakla yukardan bakmaya başlamış.
Az önce sayısız hile bildiğini ve bu hileleri ormanda yaşamak için kullandığını söyleyen tilki bildiği onca hileye rağmen yakalanmaktan kurtulamamış.
Kedi hemen hile bilmediğine ve bu hilelerle etrafındakileri kandırmadığına ayrıca ormandı yaşamadığına şükretmiş.
Avcılar köpeklerin tilkiyi sıkıştırmasına kızmışlar tabi. Çünkü bir tilki avlamak için çıkmamışlar ormana. Hemen köpeklerini çekmişler. İçlerinden birisi “Bugün şanslı günündesin tilki, hadi bakalım git ve kaybol yoksa başına olmadık hal gelir.” Demiş. Tilkinin bunu anlamadığını zannediyormuş ama çalılıkların arasından bir anda kaybolan ve ormanın derinliklerine doğru kuyruğunu havalandırarak koşturup gözden kaybolan tilkinin ardından şaşkınlıkla bakakalmış.
Herkes elinde bulunana şükreder ve bunu sürekli yaparsa elindekilerin kıymetini bilmesi adına önemli bir adım atmış olur. Kedi avcılar gittikten sonra arkadaşını kaybetmenin üzüntüsü ile yaşaran gözlerini ön patileri ile silmiş, minik sivri kulaklarını düşürmüş ve yavaş yavaş ama dikkatli bir şekilde ormanın yanında birlikte yaşadığı sahiplerini evine doğru yürümeye başlamış.
Huzur içinde yaşadığı eve ve evdeki sahiplerinin kendisine sağladıkları imkanlara şükredip hayatına mutlu bir şekilde devam etmiş.



