
Bir varmış, bir yokmuş.
Günlerden bir gün, yem yeşil ağaçların göklere kadar uzandığı, kuşların şakır şakır cıvıldadığı, bütün canlıların uyum içinde yaşadığı büyük mü büyük bir ormanda, yeni başlayan bir ilk bahar mevsiminde, huysuz tırtıl Yumyum ile sevimli serçe Şakir ve onlarla birlikte yaşayan sımsıcak dostları varmış.
Huysuz tırtıl Yumyum, yemyeşil, vücudu yumuşak dikenlerle kaplı, güçlü antenleri sayesinde en parlak yaprakları bolca bulup kıtır kıtır yediği için tombul ve ağır bir gövdeye sahipmiş.
Daima üşengeç, yemek yiyip uyumak dışında her şeye karşı çıkan, ormandaki uyum dışında kalan tek hayvanmış.
Sevimli serçe Şakir ise ormanda üzerine düşen bütün sorumluluğu vaktinde yerine getiren, düzenli, uyumlu, gerektiğinde herkesin yardımına koşan, bu yönleriyle diğer orman sakinleri tarafından değer ve saygı gören bir hayvanmış.
Huysuz tırtıl Yumyum sürekli yaprak yiyip uyurken, kardeşleri PıtPıt, ÇıtÇıt ve o yıl yumurtadan çıkan bütün tırtıllar tüm ormanı dolaşıyor, koza yapımı konusunda orman sakinlerinden bilgi topluyor, kozalarını nereye yapacaklarına dair iş birliği içinde planlar yapıyorlarmış, arada sırada bu uyuma katılmayan Yumyum’u da uyarıyorlar, yapması gerekenleri hatırlatarak çalışmaya davet ediyorlarmış. Fakat, Yumyum hiç oralı olmuyor, ‘beni rahat bırakın, fikirlerinizi kendinize saklayın, geçen yıllardan bir kelebekle mi tanıştınız? Nereden biliyorsunuz tırtılların kozaya girdiğini? Biz kendimizi bir koza içine kapatınca besin zincirinde olduğumuz kuşlar bizi kolayca yakalayıp tek lokmada yutacak akıllım siz beni o zaman anlayacaksınız ‘ diyerek kardeşleri ve arkadaşları ile alay edip gülüyormuş onlara. Uzunca bir süre taze yapraklardan yemeye, güvenli yerlerde mışıl mışıl uyumaya devam etmiş.
O günden sonra kardeşleri Pıtpıt ve Çıtçıt hariç bütün tırtıllar Yumyum’a çok kırılmış, bizimle alay etti bize güldü artık ona karışmayız ne yapmak isterse onu yapsın diyorlarmış. O günden sonra yalnızca kardeşleri Yumyum’u bırakmamış, defalarca uyarmış ve ikna etmeye çalışmışlar ama; ne fayda? Yumyum PıtPıt ve Çıtçıt’ı da kırıyor ilkbahar mevsimi böylece geçip gidiyormuş,
Yavaş yavaş nemli ve ılık günler in yerini yaz sıcakları alıyor, her geçen gün tırtıllar ortadan bir bir kayboluyorlarmış. Kardeşlerini ikna etmek için koza yapımını geciktiren Çıtçıt ve Pıtpıt son defa Yumyum’a giderek konuşmaya karar vermişler. ‘bak Yumyum. Artık mevsim sıcak. Biz bu gün kozamıza çekileceğiz. Seni burada bırakmak istemiyoruz. Gel el birliği ile sana da koza yapalım. Korkarız sıcak yaz günlerinde bu şekilde yaşayamazsın. Derin ve dikenlerin güneşten kurur. Yumuşak cildin yırtılır, hareket etmekte zorlanırsın, bir kuş seni yakalayıp tek gaga darbesiyle yiyiverir. Korkmuyor musun? Yumyum ^’’ hayır korkmuyorum. Sizi defalarca beni rahat bırakmanız konusunda uyardım. Gidin ne yapmak istiyorsanız yapın ‘ diyerek kardeşlerini uzaklaştırmış yanından. Çıtçıt ve Pıtpıt yine çok üzülmüşler. Çaresiz kozalarına çekileceklermiş ki, onları ağlarken gören sevimli serçe Şakir bulundukları ağaca konuvermiş. Tırtıl kardeşler bir an çok korkmuşlar. Serçe Şakir ‘aman benden korkmayın tırtıl kardeşlerim. Benden size zarar gelmez. Ben tohum ve meyveler varken sizleri yiyecek değilim. Sizin böyle ağladığınızı görünce elimden bir şey gelirse yardım edeyim diye geldim yanınıza’ demiş. Tırtıl kardeşler derin bir oh çektikten sonra serçe Şakir’e kendileri ile ilgilendiği için teşekkür edip, sorma Şakir kardeş bizim Yumyum doğanın kurallarına uymamakta ısrar ediyor. Koza yapmam ben dışarda kelebek olurum diyor. Ne söylesek duymuyor, dikkate almıyor. Biliyorsun bizim için son zamanlar. Kardeşimiz için endişeleniyoruz diye ağlamışlar. Serçe Şakir ‘siz geç kalmadan kozalarınızı yapın. Ben gider Yumyum’u bulur onunla konuşurum. Sizi beklemeniz tehlikeli olur. Bana güvenin deyince, Çıtçıt ile Pıtpıt hemen kozalarını örmüş, kardeşleri için dua etmiş, uykuya dalmışlar.
Serçe Şakir söz verdiği gibi Yumyum’u aramak için ormanda dolaşmaya başlamış. Hava her geçen gün daha sıcak oluyor. Orman adeta kavruluyormuş. Şakir ağaçları, çimenleri, taşların altını tek tek arıyor, Yumyum’dan bir iz bulmaya çalışıyormuş. Nihayet kıvrılmış bir yaprak içinde cılız bir ses ile yardım isteyen Yumyum’un sesini duymuş.
Yaprağı gagasıyla aldığı gibi yuvasına götüren Şakir hemen bir salyangoz kabuğu bulup onunla birkaç damla da su getirmiş. Hemen gagasıyla yaprağı kırıp açmış. Karşısında Şakir’i gören Yumyum, korkuyla işte kardeşlerimin hep söylediği o an geldi. Onları dinlemedim. Şimdi çaresizce bir kuşa yem olacağım. Kelebek olamadan. Kardeşlerimle bir daha görüşemeden bitti her şey. Ben hep kendim ettim. Bunları hak ettim diyerek ağlamaya başlamış.
Şakir ona gülümseyerek korkma benden Yumyum, Seni yuvama yemek için getirmedim. Kardeşlerine seni kurtaracağıma dair söz verdim. O yüzden Seni her yerde aradım. Sakin ol demiş. Yumyum ağlamaya devam etmiş. Sen beni yemesen bile ben kozamı yapmadım, kimseyi dinlemedim. Çok hata yaptım. Şimdi nasıl yaşayacağım? Derim kuruyacak. Yiyecek bulamayacağım. Ve en kötüsü kardeşlerimi bir daha göremeyeceğim diye hüngür hüngür ağlarken açlık ve yorgunluktan bayılmış Yumyum.
Şakir ne yapacağını düşünmüş. Zaman daralıyor Yumyum’un çaresizliği onu üzüyormuş. Önce gidip birkaç tane Hatmi çiçeği koparmış. Çiçeğin yumuşak ve yağlı dokusunun Yumyum’un ihtiyacı olan ortamı sağlayabileceğini düşünmüş. Salyangoz kabuğundaki sudan ıslattığı yaprakları biraz güneşte ısıtıp Yumyum’un vücuduna sarmış ve onu yuvanın en güneş alan bölümüne yatırmış. Kuruyan yaprağı yenisi ile değiştirip onu nemli tutmayı ve ısıtmayı sürdürmüş. Yumyum uyandığında kendini daha iyi hissediyormuş. Şakir ona bir bitki filizi getirmiş. Bu bitki sana çok iyi gelecek dedem Mahir’den duymuştum. Sana güç verecek. Karşıki dağın eteğinden kopardım. Çok lezzetli olduğunu duymuştum hadi biraz ye bakalım diyerek ona cesaret vermiş. Misafirperver Şakir Yumyum’u pek güzel ağırlamış. Günler geçmiş Yumyum kardeşlerinden geride kalmış olsa da koza örecek gücü Şakir’in sayesinde yeniden bulmuş. Kozasını saklayıp koruyacağına dair Şakir’e güveniyormuş. Böylede olmuş. Şakir kozaya gözü gibi bakmış. Bir zaman sonra nihayet iki rengarenk kelebek Şakir’in yuvasına gelmiş. Bu kelebekler Yumyum’un kardeşlerinden başkası değilmiş. Şakir onlara başlarından geçen her şeyi anlatmış. Yumyum geçte olsa hatasını anladı, kozasını ördü. Oradan çıkmayı da başarabilirse sağlıkla kavuşacaksınız inşallah demiş. Kelebekler serçeye nasıl teşekkür edeceklerini bilememişler. Giderken yalvarmışlar serçeye. Ne olur kardeşimiz kozadan çıkınca bize getir. Şu en yüksek palamut ağacına yerleştik. Gözümüz yolda seni bekleyeceğiz demişler. Serçe her gün bakmış kozaya. Yine bir sabah güneşi doğarken kozanın hafifçe yırtıldığını görmüş Şakir. O gün yemek bulmaya bile gitmeden Yumyum’un başında beklemiş. Öğlen vaktine kadar kozasını tamamen yırtmayı başarmış Yumyum. Kanatları ince ve nemli. Tir tir titreyen kelebeği hemen nazikçe bir kanadının altına alarak kardeşlerinin yanına götürmüş. Kardeşler kavuşunca çok mutlu olmuşlar. Ömürlerinin sonuna kadar Şakir’i hiç unutmamış daima sevgi ve saygıyla hatırlamışlar. Şakir ise bir soruna daha çözüm yolu bulduğu için mutlu bir şekilde kış hazırlıkları ile ilgilenmek için işine gücüne dönmüş. Masalımız burada bitmiş.
Serçe Şakir dinleyenlere demiş ki – Padişah buyruğundan. Kara kedi kuyruğundan. İnat faydasızmış, öğrendim duyduğumdan.



