Sayı 31

Güzel Konuşmak

Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… Annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi… O öfke ile Tophane minaresini cebime sokmayayım mı borudur diye… O öfke ile Tophane güllesini cebime doldurmayayım mı darıdır diye… Orada buldum iki çifte bir kayık. Çek kayıkçı Eyüb’e…Eyüb’ün kızları haşarı… Bir tokat vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı… Orada gördüm bir kız… Adı Emine, gittim yanına… Bir tarafı tozluk dumanlık, bir tarafı çayırlık çimenlik, bir tarafı sazlık samanlık… Bir tarafta boyacılar boya boyuyor renk ile… Bir tarafta demirciler demir dövüyor denk ile… Bir tarafta Mehmet Ali Paşa cenk ediyor şevk ile… Anan yahşi, baban yahşi, kurtuldum ellerinden… vardım masal iline.

Bundan çok zaman evvel değil, ama az zaman sonra da değil, zamanın behrinde İstanbul’un güzel bir semtinde, bir otobüs durağının hemen yan tarafında sırtını duvara vermiş küçük bir kulübenin içinde çalışan ihtiyar bir ayakkabı tamircisi varmış.

Yıllarca bir ayakkabı fabrikasında çalışmış. Kimi zaman saya diye tabir edilen ayakkabının üst derisini kalıplara çekerek kesmiş, çakmış, ayarlamış. Kimi zaman kösele tabanları ya da başka malzemelerden yapılan tabanları ayakkabılara yapıştırmış. Hasılı yıllarca emek verdiği işin tüm inceliklerini öğrenmiş. Emekli olduktan sonra da oturduğu bu mahalle’nin köşesinde bulunan otobüs durağına sırtını veren küçük bir kulübe kurmuş. Burada artık hayattan umudunu kesmiş olan ayakkabılara, terliklere, botlara, kimi zaman sırt çantalarına, kimi zaman el çantalarına emek çekiyor, onları eski hallerine getirmeye çalışarak bir müddet daha kullanılması için ne yapması gerekiyorsa yapıyormuş.  

Kundura tamircisi deyip geçmeyin çocuklar. Her ayakkabı yaşanmışlıklar üzerine kurulu bir sürü sırrı içinde taşır. Yağmur çamur demez, kar fırtına demez taşıdığı sahibinin ayaklarını mümkün olduğu kadar her türlü dış etkiden koruyarak vazifesini bi hakkın yerine getirir bu ayakkabılar. Ancak zaman içinde her şeyin olduğu gibi onlarında artık ömürleri sona erer, büyük bir sadakatle hizmet ettikleri sahipleri de onları ya tamirciye getirip yeniden giyebilmek için elden geçirmesini isterler, ya da bir eskiciye satarak kurtulurlar. 

İşte bu ihtiyar ayakkabı tamircisinin dükkanı şehrin en kalabalık yerinde bir sokağın köşesinde imiş. Küçücük kulubesinde akşama kadar getirilen ayakkabıları tamir eden, boyar, onları kullanılacak hale getirirmiş. 

Bu ayakkabı tamircisinin kulubesinin yanında bir de büyük ayakkabı mağazası varmış ki hep yepyeni gıcır gıcır ayakkabılar vitrinlerde süslü püslü durur ve kendilerini alacak insanları beklerlermiş. Her gün akşam bu ihtiyar ayakkabı tamircisi dükanını kapar, yandaki mağazada ışıkların bazılarını yanık bırakarak mağazanın kapısını kilitler ve giderlermiş. İşte ondan sonra ayakkabıların günü başlarmış. 

Herkes evlerine gittikten ve ortalıkta kimsecikler kalmadıktan sonra ayakkabı tamircisinin kapısının önüne astığı eskimiş ve artık işe yaramaz kullanılamaz hale gelmiş iki ayakkabı birbirleriye konuşmaya başlamış. 

Bu konuşmaları duyan mağazanın vitrinindeki bir çift, birbirinden parlak ve güzel papuç hiç oralı olmamış. Sağ papuç, sol papuca demiş ki “Muhatap olma bu eski püskü yırtık pırtık ayakkabılarla. Onlar bizim gibi gösterişli ve güzel olamadıkları için bizi çekemiyorlar. Hem seviyeleri ne ki, eski, artık kullanılmayan ve yırtık pırtık papuçlar. Onlar konuşmak yerine biz kendi kendimizle konuşalım.” 

Bu konuşmaları duyan eski ayakkabılar çok üzülmüşler ama belli etmemişler. Eski sol ayakkabı teki, yanındaki arkadaşına demişki “Üzülme sevgili arkadaşım. Çünkü biz de bir zamanlar bunlar gibi parlak, bakımlı ve güzel bir çift ayakkabı idik. Ama sahibimiz bizi giydi, kullandı eskitti ve getirdi bu eskiciye sattı. Ne yapalım o da aldı bizi buraya astı. Demekki yaşadığımız hayat sürecinde bunu da görecek mişiz?.” 

Bu arada yine büyük ayakkabı vitrininde bulunan kışlık bir çift botun sağ teki söze karışmış. Hemen alt rafında bulunan gösterişli ve parlak papuçlara müdahale etmiş. “Bakın” demiş. “Büyüklerinizle konuşurken daha dikkatli olmalısınız. Unutmayın ki onlarda bir zamanlar sizin gibi gösterişli ve güzel bir çift ayakkabı idi. Sonra güzel konuşmak ve güzel kelimelerle güzel şeyler söylemek karışınızdakilere güven verir. Kullandığınız kelimelere ve davranışlarınıza dikkat edin ki herkes sizi sevsin. Yoksa başınıza geleceklerden hiç kimse sorumlu olmaz. Ne kadar kötü ve çirkin konuşursanız çevrenizdekiler sizden o kadar uzaklaşır ve sizi sevmezler. Ama güzel güzel kelimelerle konuşursanız herkes sizi çok sever, sizinle birlikte olmak için can atarlar değimli…”

Tabi vitrindeki ayakkabılar bu sözlere aldırış etmemişler ve “Biz yeniyiz ve çok daha güzeliz, onlar eski ve yırtık pırtık ayakkabılar. Söyleyeceğimiz sözleri de biz biliriz, kimseden tavsiye almak zorunda da değiliz” diyerek üst perdeden itiraz etmişler. 

Aradan birkaç gün geçince o süslü püslü mağazanın sahibi vitrini değiştirmek ve yeni gelen ayakkabıları vitrine dizmek için bu kimseyi beğenmeyen, kendinde başka kimse ile muhatap olmayan süslü ama mevsimi geçmiş ayakkabıları almış ve dükkanın bir köşesine atıvermiş. Tabi ayakkabılar buna çok şaşırmışlar ve ne oluyor demeye kalmadan kendilerinden daha kalitesiz ve daha gösterişsiz bir ayakkabı grubunun arasında kalmışlar. Tabi bizim lüks ve gösterişli ayakkabıların havası bir anda sönüvermiş. Neye uğradıklarını şaşırmışlar. El ayak çekildikten ve herkes evlerine gittikten sonra tamircinin dükkanının önünde asılı duran eski ayakkabılar birbirlerine bakarak gülümsemişler ve “Galiba satıldılar. Kaç gündür görünmüyorlar ortalıkta, bakalım ne kadar giyilecekler, ne kadar dayanacaklar. Eninde sonunda buraya ya da burası gibi başka bir tamircinin tezgahına düşecekler” diye kendi kendilerine konuşurlarken, hâlâ vitrindeki yerini koruyan kışlık botun sağ teki hemen seslenmiş durduğu yerden. “Arkadaşlar nasılsınız? İstemeden de olsa konuştuklarınıza kulak misafiri oldum. Satılmadı onlar. Mevsimleri geçtiği için dükkanın içinde bir köşeye konuldular. Ama kendilerinden daha kalitesiz ve daha az işçilikli satılmayan ayakkabıların yanına. O yüzden göremiyorsunuz” deyivermiş. 

Bizim eski ayakkabılar üzüntü ile birbirlerine bakmışlar ve “Bu daha acı demiş birisi diğerine. Hiçbir işe yaramamak kadar acı ne olabilir ki?” Sonra soğuk bir rüzgar esivermiş ve dükkanın önündeki ayakkabılar biraz daha birbirlerine sokulmuşlar sanki. Yeni bir kış başlıyormuş. Bu rüzgarlar onun haberci imiş. 

Vitrindeki gösterişli papuçlar o günden sonra bir daha hiç konuşmamışlar. Ancak içlerinde “Keşke bu kadar üst perdeden ve kibirle konuşmasaydık. Etrafımızda hiç kimse kalmadı. Burada yanlızlık içinde bekleyip duruyoruz. Kim bilir belki de bizi bir seyyar tezgahına satacak sahibimiz. Akibetimiz ne olacak hiç bilmiyoruz. Keşke o şekilde kırıcı ve üst perdeden konuşmasa idik. Galiba biz biraz ileri gittik. İmkanımız olsa da o eski ayakkabılardan özer dileseydik” diye üzüntü içinde sessizce düşünüp duruyorlarmış. 

Eveeeet çocuklar. Sizlerde güzel konuşarak etrafınızdaki insanların sizleri dinlemesine ve sevmesini sağlayabilirsiniz. Çünkü güzel konuşmak her zaman insana olan güveni ve ilgiyi arttırır. Güzel konuşmak için ise güzel düşünmek ve güzel yaşamak lazım değimli…

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün