Sayı 30

Komşuluğun Önemi

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal, pireler berber, tilkiler yumurtacı iken eski hamam içinde. Var varanın, sür sürenin, unu çoktur değirmenin. Vardım vardım varsağına, darı doldu kursağıma, aksırdım, öksürdüm, tıksırdım çıktım yola. Az gittim uz gittim dere tepe düz gittim. Altı ay gece, bir gündüz gittim. Döndüm ardıma baktım ne göreyim. Bir arpa boyu yol gitmişim. Gele geldim bir şehire. Baktım evlerine evlerinin damı yok, atlarının nalı yok, kedilerinin kolu, caddelerinin yolu yok. Aman zaman demeye kalmadı başımı kaldırdım bir de ne göreyim. Komşu ülkenin padişahı şehre ordusuyla gelmiyor mu. Hemen kollarımı sıvadım, şöyle bir baktım etrafıma kavak ağaçları. Birer birer yoldum soktum belime borudur diye, top güllelerini cebime doldurdum darıdır diye. Sonra karşıcı çıktım padişaha. Dedim dur orda durmaz mısın, sor bana sormaz mısın… demeye kalmadı haydiii dediler ki çekil önümüzden bu düğün alayıdır, baştaki merasim düğün halayıdır. Şaşırdım, şaşırmadım, düşürdüm, düşürmedim. Bu tekerlemeyi çok fazla düşünmedim, uzatmayalım dedim ve masalamıza başlayalım deyip geldim buraya…

Merhaba sevgili çocuklar. Şimdi sizlere komşuluğun önemi ile ilgili güzel bir masal anlatacağım. Vakti zamanında bir ülkenin bir şehrinin bir mahallesinin bir sokağında edi ile büdü adında iki komşu yaşarmış. Bunların evleri yan yana imiş ama birbirleriyle hiç görüşmezler, birbirlerini gördükleri zaman kesinlikle konuşmazlar ve birbirlerine karşı sürekli kırıcı ve kötü davranırlarmış. 

Edinin şehirde bir dükkanı varmış. Odun alır odun satarmış. Büdünün ise beş tane eşeği varmış ve bu eşeklerle dağa gider odun keser, onları getirip şehirde satarak geçimini sağlarmış. Ancak şehirde başka oduncu olmadığı için mecburen dağdan getirdiği odunları Büdünün dükkanına getirir ve ona satarmış. Bu işten hiç hoşlanmadığı halde başka oduncu olmadığı için bunu hep istemeye istemeye yaparmış. 

Her gün akşam dağdan topladığı ve eşeklerine yüklediği odunları edinin şehirdeki oduncu dükkanına getirir, Büdünün adamları odunları tartar, kaç kilo geldi ise yerinden hiç kalkmayan Ediye söylerler, Edide kasasından para çıkararak odunların bedelini Büdüye ödemeleri için adamlarına verir hiç konuşmadan alışverişlerini yaparlarmış. 

Günlerce, haftalarca ve aylarca hatta yıllarca bu böyle sürüp gitmiş. Ancak herkes hayret ediyormuş. Bunların bu inadı ve komşu olmalarına rağmen birbirleriyle alış veriş yapmalarına rağmen hiç konuşmamalarına ve birbirleriyle hiç muhatap olmamalarına tüm diğer komşuları ve tanıdıkları bir anlam veremiyormuş. 

Bir gün yine Büdü dağa odun kesmeye gitmiş. Edi de dükkanına. Büdü her zaman odun topladığı ve kestiği çoğunlukla kuru ağaçların olduğu yere gitmek istememiş o gün ve daha uzak bir yerden daha kuru ve daha düzgün odunlar toplamak istemiş eşeklerini oraya sürmüş. Bir yere gelmiş. Farklı ve daha büyük ağaçların olduğu, tüm dalların dümdüz olduğu ve hepsinin sanki kendisi için kesilip hazırlanmış şekilde yerlere dizildiğini görünce çok sevinmiş. Her zamankinden daha fazla odun toplayarak uzun iplerle bağlamış ve eşeklerinin üstüne yüklemiş. 

Tabi bu işleri yaparken de vakit hayli ilerlemiş ve hava kararmaya başlamış. “Aman” demiş, “Daha fazla geç olmadan ben yola çıkayım yoksa yolumu bulamam” demiş demesine ama yola çıkıncaya kadar hava iyiden iyiye kararmış. Hakikaten yolunu kaybetmiş. Ve her zamanki vakitte şehre gelememiş. 

Tabi hava karardığı halde evine gelmeyince Büdü’nün hanımı çok merak etmiş. Kimsede olmayınca etrafında komşusu Edi’nin kapısını çalmış. Edinin hanımı açmış kapıyı. Bakmış ki yıllardır yan yana yaşamalarına rağmen bir kere bile konuşmadıkları komşusu Büdünün hanımı. Merakla sormuş “Buyurun.” 

Büdü’nün hanımı üzelerek ve mahcubiyetle “şey kusura bakmayın rahatsız ettim ama eşim hala eve gelmedi. Sizin beyinize her gün birkaç yük odun satar ondan aldığı parayla yiyecek içecek alır eve gelirdi ama bu vakit oldu gelmedi. Acaba kocanıza sormanız mümkünmü, beyimi görmüş mü?” 

Diye. Edinin hanımı içeri girip Büdü’ye sorar. Büdü’de, Ediyi görmediğini söylemiş ama içine de bir kurt düşmüş. Çünkü ondan başka düzgün ve güzel odun getiren kimse olmadığı için getirdiği odunları iyi paraya satmakta ve çok para kazanmaktaymış. Hemen kalkmış giyinip yola çıkmış ve komşusu Büdü’yü aramaya başlamış. 

Bir müddet aradıktan sonra tam evine dönecekken şehrin girişinde Büdü’nün önünde eşekleri ile yoldan geldiğini görüvermiş. Yanına gitmiş ve “hanımın bize geldi seni sordu geç kaldığın için korkmuş. Bende şöyle bir bakayım diye çıkmıştım” deyince Büdü’nün içi sevinçler dolar. 

“Ne yani sen şimdi beni aramaya mı çıktın” diye sorar. Edi “Yok canım ne araması. Şey yani kem küm.. hık mık….”

Büdü yine sevinçle “Hadi hadi… inkar etme şimdi sen beni aramaya çıkmışsın. Senin bu kadar iyi yürekli olduğunu bilmiyordum ben. Teşekkür ediyorum beni düşündüğün için. Gel istersen bundan sonra seninle iyi komşu olalım ve birbirimizin yardımına koşalım ne dersin” demiş. 

O günden sonra edi ile büdü bu zamana kadar yapamadıkları komşuluğu yapmaya başlamışlar. Öyle iyi ve sıkı bir dost olmuşlar ki herkes hayret etmiş. Mutluluk içinde yaşayıp gitmişler.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevete…

Böylece hem Edi’nin işleri çok daha iyi olmuş, hem de Büdü’nün. Çünkü biliyorsunuz ki çocuklar aklı erenler ve güzel düşünüp, güzel yaşayanlar diyorlar ki kendin için istediğinden fazlasını komşun, arkadaşın, kardeşin için istemezsen iyi yürekli bir insan olamazsın. Sadece kendini düşünürsen, tüm hayatını bencilce yaşarsın ve o zaman yaşamanın da tadını alamazsın. 

O zaman komşuluğun, arkadaşlığın, kardeşliğin kıymetini bileceğiz değil mi? Hadi bakalım. Bugünlük bu kadar. 

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün