
KARAKTERLER : Padişah, Padişahın Üç oğlu, Padişahın üç kızı, Arslan Bey, Kaplan Bey, Kartal Bey, Yılanlı Sarayın Padişahı, Baş Vezir, Kırk Harami Başı, Rüzgar Dev, Yaşlı Akbaba
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, sür sürenin, var varanın, bağa destursuz girenin, âlemin başına çorap örenin, boş yere öfkelenenin, durup dururken gülenin, baykuşu çok olurmuş, Ak sakal, kara sakal, pembe sakal, çember sakal, keçi sakal, berber elinden yeni çıkmış taze, taptaze sakal, Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamam açsam dost ahbap hatırı. Hiç birisi kârım değil benim, Doğru söz, güzel söz, derken başıma yıkıldı hamam, Dereden, siz gelin.Tepeden ben. Sandıktan siz çıkın, sepetten ben. Tahta merdiven, taş merdiven, toprak merdiven. Ellerimde eldiven çıktım taş merdivenden, Bir beyaz perde, perdeyi kaldırdım, köşede bir hanım oturmuş. Şöyle ettim, böyle ettim hanımın tabanının altına bir fiske vurdum. Su paluzesi gibi titriyor. Gün bitiyor, söz bitmiyor. Ne yapalım, ne edelim? Kısa kesip masalımıza girelim.
Evvel zaman içinde, bir padişah varmış. Padişahın üç oğlu, üç de kızı varmış. Günlerden bir gün, padişah hastalanıp yataklara düşmüş, Hekimler, hocalar, ilâçlar, dualar para etmemiş. Ölümün yaklaştığını anlayan padişah, üç oğlunu yanına çağırarak şöyle demiş: “Yakında öteki dünyaya göç edeceğim. Ben öldükten sonra, mezarımın başında üç gün, üç gece kim bekler ve düşmanımı öldürürse yerime o geçsin. Kızlarımı da her kim isterse onlarla evlendirin”
Birkaç gün sonra padişah hayata gözlerini yummuş ve büyük bir törenle, gözyaşları arasında gömülmüş. Hemen o gece büyük oğlu, babasının mezarının başına gitmiş, Gece yarısına kadar orada beklemiş. Derken uzaklardan, insanın tüylerini diken diken eden bir ses duymuş. Neredeyse korkudan küçük dilini yutacakmış, büyük oğlan. Pabuçlarını kaptığı gibi soluğu sarayda almış. Saraydakilere başına gelenleri anlatarak, korktuğu için mezarın başında bekleyemediğini söylemiş.
Ertesi gece, ortanca oğlan gitmiş babasının mezarının başına. O da ağabeyi gibi gece yarısına kadar bek-i lemis. Ve tıpkı ağabeyi gibi,! O korkunç sesi duyunca soluğu sarayda almış. Tabii ertesi gün, sıra küçük oğlana gelmiş Küçük oğlan, kılıcını, kuşağının arasına hançerini sokmuş, eline kalkanını alıp babasının mezarının t gitmiş. Tam gece yarısına doğru, o da korkunç bir ses duymuş. O da korkmuş ama, babasının isteğini yerine getirmek için sesin geldiği yöne doğru ilerlemiş, Bir de ne görsün? Ağzından, burnundan alevler fışkıran bir ejderha! Hemen hançerini çekmiş ve ejderhayı oracıkta öldürmüş. Ancak, saraydakilerin kendisine inanması için, ejderhanın kulağını kesmek istemiş. Ama, bir türlü dev hayvanın kulağını bulamamış. Çünkü, ortalık çok karanlıkmış; göz gözü görmüyormuş, Bir ışık bulmak için, etrafına bakınırken uzakta yanan titrek bir mum ışığı görmüş, Işığa doğru ilerlemeye başlamış. Bir de bakmış ki, köşede yaşlı bir adam yan gelip oturmuş. Elinde iki yumak varmış. Biri kara, diğeri akmış. Karayı topluyor, akı açıyormuş.
Adı, Bahtı Yar olan genç şehzade meraklanıp sormuş:
“Baba, elindeki yumaklarla ne yapıyorsun?” Yaşlı adam: “Oğlum, demiş. Benim işim, gücüm budur. Geceyi toplayıp, gündüzü salıyorum,” demiş.
Bahtı Yar “Benim işim daha bitmedi”, demiş ve yaşlı adamın elini kolunu bağlamış,
Şehzade, ışığa doğru yürümeye devam etmiş. Bir kalenin dibine gelmiş. Bakmış ki, kırk kişi orada kös kös oturup duruyor. “Hey! Ne yapıyorsunuz burada?” diye sormuş. Adamlar: “Biz kırk haramileriz. Amacımız kaleyi soymak. Ama, bir türlü yolunu bulup kaleye tırmanamıyoruz!” demişler. Bahtı yar şah “Siz, bana bolca çivi bulun, ben sizi kaleye çıkartırım,” demiş.
Adamlar, koşup bir sepet dolusu çivi getirmişler, Şehzade, eline bir çekiç alıp çivileri duvara çaka çaka kalenin ta tepesine çıkmış.
Kırk haramilere, yukarıdan: “Siz de benim çıktığım gibi, teker teker kaleye tırmanın!” diye seslenmiş.
Kırk haramiler, onu dinleyip birer birer kaleye tırmanmaya başlamışlar,
Bahtı Yar şah, yukarı çıkanın başına sertçe vurup bayıltmış ve ellerini kollarını bağlayarak bir kenara atmış. Kırkını da bağlayıp esir ettikten sonra, kaleyi şöyle bir dolaşmaya çıkmış. Büyük bir saraya varmış. Kapıyı açıp, saraydan içeriye girmiş. Bir de bakmış ki, kocaman bir yılan bir direğe sarılmış duruyor. Hemen hançerini çekip, önüne geçmiş. Hançerin sapıyla yılanın kafasına vurup onu da oracıkta bayıltmış. Ama, hançeri o kadar hızlı vurmuş ki; direğe saplanan bıçağı, ne kadar uğraştıysa da yerinden oynatamamış. Fazla oyalanmadan merdivenleri birer ikişer çıkıp, sarayın üst katına gelmiş, Karşısına çıkan ilk kapıyı açınca yatakta güzel bir kızın uyuduğunu görmüş. Kapıyı yavaşça kapamış ve yanındaki odanın kapısını açmış. Orada da güzel bir kız, mışıl mışıl uyuyormuş, O kapıyı da yavaşça kapatıp, üçüncü bir kapıyı açmış. Tunçlarla kaplı bu odada da çok güzel bir kız uyumaktaymış, Kız, diğer kızlardan çok daha güzelmiş. Şehzade, bir görüşte aşık olmuş ona,
Bahtı Yar şah göreceklerini gördükten sonra kalenin üstüne çıkmış ve çaktığı çivilere basa basa aşağıya inmiş. Elini kolunu bağladığı zamanı sarıp büken yumakçı dedenin yanına gelmiş. İhtiyar adam sitemle “Aman oğlum!” demiş. “Nerelerde kaldın? Herkesin uyumaktan bir yerleri ağrıdı,”
Bahtı Yar şah, yaşlı adamın elini ayaklarını çözünce, o da başlamış ak yumağı sarmaya, Böylelikle Bahtı Yar Şah ejderhayı bayılttığı yere vardığında gün iyice ısırmış, Bahtı Yar şah hemen kılıcıyla ejderhanın sağ ayağından kopan tırnağı almış ve torbasına koymuş, saraya dönmüş, O yokken, büyük kardeşini padişah diye tahta oturtmuşlar! Hiç sesini çıkarmamış, başından geçenleri de kimseye anlatmamış. Birkaç gün sonra, saraya bir aslan gelmiş, Doğruca padişahın huzuruna çıkarak büyük kız kardeşiyle evlenmek istediğini söylemiş,
Padişah: “Ben, kardeşimi bir hayvana vermem!” demiş. Ama, Bahtı Yar Şah
Babamızın vasiyetini unutuyorsunuz! diyerek ablasını, kolundan tutup aslana vermiş.
Aslan, kızı aldığı gibi saraydan uzaklaşıp gitmiş, Ertesi gün, bir kaplan gelerek ortanca kız kardeşini padişahtan istemiş, Padişah, bu isteğe de çıkmış. Ama, Bahtı Yar şahın zoru ile ortanca kız kardeşlerini de kap-lana vermişler. Ondan bir sonraki gün de bir kartal saraya gelip, padişahtan küçük kız kardeşini istemiş. En küçük kardeşlerini de Bahtı Yar Şah’ın zoruyla kartala vermişler, Kartal, kızı alıp götürmüş.
Biz, kalenin içindeki saraya gelelim:
O saray, bir padişahın sarayıymış. Padişah, sabah bahçede dolaşırken direkteki baygın vaziyette yatan yılana rastlamış. Adamlarına emir vererek, yılanı dikkatli bir şekilde kaldırtmış ve bu sırada ağaca saplanmış olan hançeri güçlükle yerinden çıkartarak hazinesine koymuş, Padişah, gene dolaşırken kale dibinde birbirlerine bağlı olarak oturan ve yardım isteyen kırk harami ile karşılaşmış. Hemen adamlarına emir verip onları da zindana attırmış.
Baş vezirine:
“Benim sarayıma girip hançeriyle yılanı bayıltan düşmanımız değil dostumuzmuş, demiş. Baksana kırk tane eşkıyayı da bağlayıp hazırlamış. Eğer o olmasaydı bu haramiler, sarayımı soymuş olacaklardı!”
Padişah, kırk haramileri kimin bu hale getirdiğini bulmak için çok aramış ancak bulamamış.
“Bir hamam yaptıralım! Herkes, bu hamamda parasız yıkansın! Hamama giren herkes, aranır, Hançerin kını kimde çıkarsa, yılanı da kırk haramileri de bu halde bize teslim eden odur,” diye emir vermiş. Hamam yapılmış. Duyanlar gelip yıkanmaya başlamışlar. Kısa bir süre sonra hamamda yıkanmayan hiç kimse kalmamış. Baş vezir, padişaha: “Şahım, demiş. Bu hamamda sadece geçenlerde ölen komşu padişahın üç oğlu yıkanmadı. İsterseniz onları davet edelim.”
Bu fikir, padişahın da hoşuna gitmiş ve hemen onları davet etmiş. Bahtı Yar Şah ve iki ağabeyi hamama gelmişler. Bahtı Yar Şahın elbiseleri arasında hançerin kını bulunmuş. Padişah, hemen Bahtı Yar Şahı huzuruna çağırtıp: “Evlât, demiş. Sen, bana büyük bir iyilik yaptın. Canımı, malımı, mülkümü kurtardın. Şimdi, dile benden ne dilersen!”
Bahtı Yar Şah
Hakanım, demiş. Senden bir şey dilemem, ama küçük kızını isterim.
Padişah: “Oğlum, benden çok güç bir şey istedin, demiş. Dilersen sana ortanca ya da büyük kızımı vereyim. Ama, küçük kızımı veremem. Çünkü, onu benden “Rüzgâr Dev” istemişti. Ben, razı olmadım ve Rüzgâr Dev, bir zarar vermesin diye kızımı tunçtan bir odaya kapadım. Rüzgâr dev, hiçbir güçle yok edilemeyecek bir yaratıktır. Onun için, gel vazgeç bu sevdadan!”
Bahtı Yar Şah, ısrar etmiş: Ne olursa olsun, ben küçük kızınızı istiyorum!” demiş.
Padişah, delikanlının çok kararlı olduğunu görünce, küçük kızının Bahtı Yar Şah ile evlenmesine izin vermiş.
İki genç, büyük bir törenle evlenmişler. Bahtı Yar Şah, rüzgâr dev eşine bir zarar vermesin diye, onu sarayının en sağlam, en iyi, penceresi, kapısı sıkı sıkıya örtülü odasına yerleştirmiş. Ve yanından hiç ayrılmamış,
Günlerden bir gün, Bahtı Yar Şah eşine: “Sultanım, demiş. Şimdiye kadar yanından hiç ayrılmadım. İzin verirsen, ormanda bir saat kadar avlanayı”
Kız, her ne kadar: “Aman şehzadem! Beni yalnız bırakma!” Diye yalvarmışsa da sonunda: “Peki. Ama, sakın bir saatten fazla ormanda kalma!” demiş.
Bahtı Yar Şah, silâhlanıp atına atlayarak ormana ava gitmiş, Rüzgâr dev, günlerden beri Bahtı Yar Şah’ın saraydan ayrılmasını bekliyormuş. Hemen saraya girmiş ve Bahtı Yar Şah’ın eşini kaptığı gibi, bir anda kendi sarayına uçurmuş, Bahtı Yar Şah, saraya geldiğinde kara haberi öğrenmiş. Atına atlayarak, eşinin babasının sarayına gitmiş, Durumu anlatmış.
Padişah: “Oğlum, demiş. Ben sana söylemiştim! O hınzır rüzgâr dev, kızımı kaçırdı! Yapacak hiçbir şey yok artık!”
Büyük bir üzüntüye kapılan Bahtı Yar Şah, kendini yerden yere atarak ağlamaya başlamış, Padişah: “Yapma oğlum!” demiş. “Sana diğer kızlarımdan birini vereyim.”
Bahtı Yar Şah: “Hayır Şahım” demiş, “Ben ne yapıp, ne edip eşimi rüzgâr devin elinden kurtaracağım.”
Ve atına atladığı gibi yola çıkmış.
Az gitmiş, uz gitmiş, Dere, tepe düz gitmiş, Günlerden bir gün, bir ovada ilerlerken bir köşk görmüş, Bu köşk, büyük kız kardeşinin köşküymüş. Bahtı Yar Şah, atını köşke doğru sürmüş. Köşkün pencerelerinden birinden Bahtı Yar Şahın büyük kız kardeşi, dışarıyı seyrediyormuş. Bir atlının dörtnala köşke doğru yaklaştığını görünce, çok şaşırmış. Çünkü, buralara yabancılar gelmezmiş. Atlı, köşke yaklaştığı zaman kız, gelenin kardeşi olduğunu anlamış. Hemen kapıyı açarak, onu karşılamış, Sarmaş dolaş olmuşlar.
Ancak, akşam olup da hava kararınca ablası Bahtı Yar Şah’a:
“Kardeşim, demiş. Şimdi kocam aslan gelir. Ne de olsa bir hayvan. Belki sana zarar verebilir. En iyisi seni saklayayım.”



