
Tekerleme, mekerleme, ağız dolusu şekerleme. Bir masal anlattım patdanak, düştü damdan kütdenek. Geldi yuvarlandı ayaklarımızın altına, sürüldü süpürüldü halının altına. Halı altı toz duman, tozlu beyim aman aman. Gel dedin geldim, haline güldüm, bir kilo elma aldım. Vardım paşanın düğününe, çaldım üç paraya düdüğüne. Aldım almanın yarısını, verdim bir kovan arısını. Masal masal matladı, hanım tandırdan atladı. Tandırın altı ateş, ateşte var bir gebeş, gebeşin yaşı elli altı, bu masalın önü sonu belli tatlı. Hadi o zaman daha fazla durmayalım, masalımızı bir güzel anlatalım.
Kaf dağının ardında, rüzgârın hikmet fısıldadığı, çiçeklerin dans ettiği küçük bir köy varmış. Bu köyde, her ne kadar imkânsızlık ve yoksulluk gün yüzüne çıksa da, umutlar ve hayaller dilden dile dolaşırmış. İşte bu köyde yaşayan kahramanımız, Keloğlan, köyde yaşayan aklı bir karış havada, gönlü sallı sevdalı, zeki ve hazırcevap bir genç imiş. Bakmayın siz adının kel oğlan olduğuna. Sırmadan saçları varmış dağınık, gözleri umut dolu imiş. Hayatın zorluklarına rağmen aklını kullanır, engelleri atlatırmış. Annesi, yılların yorgunluğuyla bir yandan ev işlerini yürütürken, diğer yandan tavuklarına ve Keloğlan’a umut olmayı sürdürürmüş. Keloğlan’ın tek arzusu; annesinin daha iyi bir yaşam sürmesi, onun yüzünden dertler yerine mutluluklar eksik olmamasıymış.
Fakat, köydeki günlük yaşamın sıradanlığından çıkıp büyük bir maceraya atılmak, kaderini değiştirecek bir kahramanlık sergilemek için Keloğlan’ın hedefi, padişaha damat olmakmış Padişahın sarayında yaşamanın, annesine layık görülen hayatı sunacağının inancıyla yola koyulduğu bu macera, yalnızca cesareti değil, zekası ve hazırcevaplığı sayesinde de her kes tarafından hatırlanacakmış. Bu yolda karşısına engeller, kötücül entrikalar ve devasa düşmanlar çıkacaktı. Özellikle saray entrikalarını yöneten kara vezir, Keloğlan’ın planlarını bozmak ve ona zor anlar yaşatmak için gizlice planlar yapmaktaymış. İşte, her şeyin başladığı o büyülü gün, Keloğlan’ın yüreğinde taşıdığı azim ve kararlılıkla benzeri görülmemiş bir maceraya adım attığı günmüş.
Köy halkı, her akşam ateşin etrafında toplanır, birbirlerine eski zaman masallarını anlatırken Keloğlan’ın yüreğinde var olan umut ve hayaller de dillere destandı. Yedi dağın yedi başlı devi alt etmenin padişaha damat olmanın yolunu açtığı rivayet ediliyordu. Herkes, bu destansı efsanenin gerçekleşmesi için dualar ederken, kara vezir, uğultusuyla bu mucizevi maceranın bir parçacığı olacaktı. Keloğlan, içindeki sarsılmaz inançla annesine layık bir dünya sunmak ve gerçek kahramanlığın ne demek olduğunu tüm dünyaya göstermek için yola çıkacaktı.
Keloğlan, sabahın erken saatlerinde, kendisine yoldaş olacak küçük bir çanta, birkaç parça yiyecek ve en değerli hazinesi olan annesine duyduğu sevgi ile yola koyuldu. Yolda, gençliğinin enerjisi, neşesi ve hazırcevap zekasıyla karşılaştığı her türlü zorlukla uğraşırken, bazen bir bilmece gibi düşünen, bazen de kurnazca çözdüğü meselelerle herkesi şaşırtıyordu. Dağ yollarında yürürken, kullandığı her kelime, yanında taşıdığı içten gülümsemesi, rastladığı hayvanlara, mevsimin çiçeklerine ve rüzgârın uğultusuna hayat verirdi.
Fakat macerasının asıl sınavı, yalnızca fiziksel engellerden ibaret değildi. Yolunun kesiştiği her adımda, kara vezirin acımasız entrikalarından kaçınmak zorundaydı. Kara vezir, ihanet dolu gözleriyle Keloğlan’ın adımlarını izler, her fırsatta onun aptal olduğunu göstermeye çalışırdı. Bir gün, dağların arasındaki sisli bir vadiye girdiğinde, ortaya çıkıp karşısına çıkan zorlu bir bilmeceyle meşgul oldu. Vadi, kayalıklarla kaplı, her köşede gizem barındıran bir yerdi. Kara vezirin düzenlediği bu tuzak, genç kahramanımızın zeka dolu cevaplarıyla parçalanacaktı.
Vadi içerisinde ilerlerken, aniden yerde beliren devasa bir kaya parçası, sanki konuşurcasına “Ey Keloğlan, aklına sığmayan soruları çöz, yoksa yolun kapanır sana!” diye mırıldandı. Keloğlan, o an tereddüt etmedi. Zekasına ve pratik çözümlerle dolu kalemine güvenerek, kayaya doğru eğildi ve şu cevabı verdi:
“Akıl, su gibi akar; zorluklarla dans eder, her damla bilgeliği ekler; yol sana açılır, kaderin sözü de tarih yazar.”
Kayada yazılı kalıp, Keloğlan’ın sözleriyle ışıldadı ve devasa bir kapı açılarak ona yolunu gösterdi. Böylece, kara vezirin hazırladığı bu entrika, kahramanımızın keskin zekası sayesinde alt edildi. Sonrasında, karşısına çıkan devasa orman yolları, engin nehirler ve dik yamaçlar, ona artık sadece bedensel bir sınav değil, aynı zamanda azmin ve kararlılığın da bir sınavı olarak sunuluyordu.
Günlerce süren yolculuğunda, Keloğlan birçok canavarla, kötü niyetli yaratıklarla karşılaştı. Fakat her biri onun zeka dolu dürbünü karşısında çaresiz kaldı. Bir seferinde, ormanın derinliklerinde yaşayan devasa bir yılan onu sokmaya kalkışınca, Keloğlan hazırcevaplığı ile adeta düşmanı kelimelerle alt etti:
“Zehirle asla kazanılmaz, akıl harcısında bulun, güç kelamdır, sözler silah, cesaret bizindir!”
Yılan, bu sözlerin etkisiyle ne yapacağını bilemez hale geldi ve ormanın derinliklerine uzaklaştı. Keloğlan’ın bu olaydan güç alarak yoluna devam etmesi, her adımda içine işleyen azim ve kararlılığıyla pekişiyordu. Yol boyunca tanıştığı iyi kalpli insanlar, ona yardım eder, yoldaştı. Küçük köylerden, yüce dağ geçitlerine kadar her yerde, Keloğlan’ın macerası kulaktan kulağa yayıldı.
En nihayetinde, yedi dağın yedi başlı devinin bulunduğu efsanevi daireye ulaştı. Bu dev, hem kudreti hem de korkusuzluğu simgeliyordu; her biri ayrı bir engel, her başı ayrı bir tehlike demekti. Kara vezir, son çare olarak dehlizlerin derinliklerinde devin beklediği söylentisini yaymış, kalabalığı yanıltmak istemişti. Fakat Keloğlan, önceden kazandığı tecrübeler ve içindeki sarsılmaz inanç ile, devin bulunduğu mağaraya doğru ilerliyordu.
Mağaraya girdiği anda, etrafı delicesine uğultular ve uğursuz sesler sarmıştı. Devin kükremeleri duyulmaya başlarken, Keloğlan, en derin nefesini aldı ve devasa yaratığın karşısına dikildi. Dev; yedi başıyla, korku salan, zamana meydan okuyan bir canavar gibiydi. Karşısında adeta bir dev imparatorluk savaşı gibiydi. Keloğlan, aklından geçen sayısız hazırcevap söz ve zekâ dolu planla, devin her bir başını teker teker alt etmek amacıyla kavgaya başladı.
İlk başıyla karşılaştığında, devasa başın öfkesi, gök gürültüsü gibi yayıldı. Ancak Keloğlan, donuk bakışlarını devin zayıf noktalarını hızla analiz ederken, hazırcevap bir nimeti dudaklarından döküldü:
“Kıpırdamayacak bir taş, senin de dibe vurduğun an, akıl ışığından doğan karanlıklar dağılır, kudretin sarsılır!”
Akıllı dehasıyla devin ilk başını alt eden Keloğlan, sırayla diğer başlara doğru ilerledi. Her biri, devin hiddetini temsil eden başken, Keloğlan’ın keskin zekâsı, doğru zamanda doğru hamleyi yapması sayesinde yavaşça devin siperi düşmesine neden oldu. Her bir başın devrildiği o an, mağaranın derinliklerinde yankılanan o hazırcevap sözler, cesaret ve azimle dolu bir destanın notaları gibi çınlıyordu.
Devin bütün başlarını yere seren genç kahramanımız, zaferinin ardından derin bir nefes aldı. Bu büyük engeli aştıktan sonra, Keloğlan artık padişahın kapılarına doğru yol alabilirdi. Fakat, yolculuğunun bu evresi, kara vezirin entrikalarının, ihanet dolu oyunlarının henüz tamamen biteceğinin habercisiydi. Kara vezir, bu devin alt edilmesinden dolayı öfkesi doruğa ulaşmış, saray içinde dehşet saçan entrikalarını bir kenara koymak istememişti.
Saraya varır varmaz, Keloğlan, halk arasında onun kahramanlığına dair yayılan övgülerle karşılandı. Padişah da, genç kahramanın cesaretini ve aklını överek, ona sarayın kapılarını açtı. Fakat burada, saray entrikaları yine baş göstermeye başlamıştı. Kara vezir, ima dolu sözleri ve sinsi planlarıyla Keloğlan’ın itibarını zedelemek, genç kahramanın kalbine şüphe tohumları ekmek için uğraşmaya başlamıştı.
Yine de Keloğlan, saray hayatının zorluklarına karşı asla yılmadı. Zekâsını, hazır cevaplığı ve samimiyetini kullanarak, padişahın güvenini kazanmak için her fırsatı değerlendirdi. Saray içinde düzenlenen çeşitli turnuvalar, sohbetler ve icraatlar sırasında, Keloğlan’ın alaycı sözleri, ince fikirli düşünceleri ve içindeki sarsılmaz azmi, kendisini diğerlerinden ayırdı. Padişah, onun zekâsı ve kararlılığı karşısında, geleceğin aydınlık yüzünü görmekte, onun damadı olma teklifinde bulunmaya başladı.
Böylece, Keloğlan’ın zorlu yolculuğu, hem bedensel hem de zihinsel anlamda büyük bir kahramanlık destanına dönüştü. Genç kahramanımız; zorluklar, entrikalar, engeller, devler… Hepsini aklı ve kalbiyle aşmış, azmin ve kararlılığının başarıyı getirdiğini tüm dünyaya kanıtlamıştı. Sarayda geçirdiği günlerde, padişahın himayesinde eğitim aldı, dostluklar kurdu ve sarayın incelikli adliye düzenine uyum sağladı. Bu süreçte, her gösterdiği davranış, gösterdiği kahramanlık ve ortaya koyduğu hazırcevaplık, onu halkın gözünde adeta bir efsane haline getirdi.
Zaman akıp gidince, Keloğlan öylesine nam salmıştı ki, artık köyün sokaklarında anlatılan bir öyküden fazlası olmuştu. Genç kahraman, hem padişahın damadı olmuş, hem de annesine layık bir yaşam sunmuştu. Artık annesi, sarayın görkemli odalarında rahatça yaşarken, Keloğlan’ın hikayesi her yaş grubundan insana umut ve cesaret vermeye devam ediyord
Saray entrikalarının ve kara vezirin uğursuz planlarının etkileri boşa çıkmış, Keloğlan’ın başarıya giden yolu, zeka, hazırcevaplık, azim ve kararlılıkla inşa edilmişti. Her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek inancın ve çalışkanlığın sembolü haline gelmişti. Saray kapılarından içeri adım attığı andan itibaren, genç kahramanımız, halkına ve dünyaya, engellerin aşılabileceğini, aklın ve cesaretin her zaman galip geleceğini göstermişti.
Bir gün, padişahın himayesinde düzenlenen büyük bir ziyafet sırasında, Keloğlan, eski dostları ve yeni çevresi karşısında söz aldı. O an orada bulunan herkes, onun yaşamının tüm zorluklarını, devlerle, ikiyüzlü entrikalarla ve imkânsızlıklarla yürüdüğü yolda çıktığı hikayeyi birer birer hatırladı. Keloğlan, sessizce konuştu:
“Unutmayın ey yürek, her engel aşılır, her karanlık aydınlıkla dolup taşar; azim ve kararlılık, yaşamın en değerli hazinesi ve başarı, aklın ve cesaretin bir armağanıdır.”
Bu sözler, saraydaki herkesin yüreğine işledi. O günden sonra, sıradan bir köy çocuğu olan Keloğlan, büyük bir kahraman, bilge ve özgüvenli bir genç olarak tarih sayfalarına altın harflerle yazıldı. Padişah da, hatırlattığı adaletin ve bilimin sembolü olarak, Keloğlan’ın başarılarını tüm halkıyla paylaştı.
Kara vezir, her ne kadar hileli planlar yapmış ve entrikalar düzenlemiş olursa olsun, sonunda Keloğlan’ın içindeki sarsılmaz azim karşısında yenilgiye uğradı. Masalın sonunda, dostluk, cesaret, zekâ ve çalışmanın engellerin en kuvvetlisini bile aşabileceği gerçeği herkese kanıtlanmış oldu.
İşte, Kaf dağının ardındaki o küçük köyde başlayan macera, büyük hayalleri, kahramanlığı ve azmiyle, tüm dünya için unutulmaz bir masal haline geldi. Masalın sonunda verilen ahlaki ders ise; hayat yolculuğunda ne kadar zor olursa olsun, inancımızı, azmimizi ve kararlılığımızı kaybetmemek gerektiğidir. Çünkü, büyük işler, küçük adımlarla, doğru koşullar altında, aklın kullanıldığı anlarda mümkün olmaktadır.
Her yaştan insana hitap eden bu masal, özellikle gençlere; imkânsız görünenin ardında her zaman bir umut ışığı bulunduğunu, zeka ve cesaretle en imkânsız engellerin dahi aşılabileceğini hatırlatır. Keloğlan’ın bu destansı hikayesi, kültürümüze, geleneklerimize ve yaşam felsefemize ışık tutar; her yeni kuşağa aktarılması gereken bir değerli hazinedir.
Ve sonunda, unutulmamalıdır ki; her zorluk, içinde bir fırsat barındırır; her karanlık, ardında aydınlık bir gelecek yeşertir. Bu masal da, azim ve kararlılıkla hareket eden herkese, hayatın sunduğu en değerli armağanların, ne kadar içsel güç ve maddeye dayansa da, aklın ve cesaretin birleşiminde saklı olduğunun en güzel örneğini sunar.
İşte böyle, Kaf dağının ardındaki köyde filizlenen umut, Keloğlan’ın yüreğindeki ateşle birleşip, tüm dünyaya yayılmış, gençlere ve yaşlılara ilham vermiş, gerçek başarının ve kahramanlığın tanımını yeniden çizen bir destana dönüşmüştür.
Masalın son sözleri; “Düşün, çalış, inan; büyük hayaller, büyük kahramanlıkları getirir!” şeklindedir. Bu öğüt, her yaşa, her zaman bir hatırlatma, yaşamdaki en önemli prensibi temsil etmektedir: azim ve kararlılık, başarının en sağlam temelidir.



