Sayı 30

Akıllı Karga İle Öksüz Oğlanın Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal, pireler berber, sinekler hamal iken eski hamam içinde. Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken iken anam bana bu masalı anlatmıştı. Ben de size anlatayım dedim efendim. Buyrun. 

Uzun zaman önce, ülkenin birinde, şehrin bir yerinde bir adam varmış. Bu adam, kuşları avlayıp satarak geçinirmiş. Bir oğlu, bir de hanımı ile küçük şirin bir aile imiş. Ama ömür vefa etmemiş ve adam bir gün aniden ölüvermiş. Adamın hanımı ile oğlu çok üzülmüşler ama elden ne gelir. Gel zaman git zaman acıları azalınca oğlan bir şeyler yapması gerektiğini, iş tutması gerektiğini anlamış tabi. Ancak babası o güne kadar kendisine hiçbir iş yaptırmadığı için ne iş tutacağını bilememiş. Babasının da ne iş yaptığını bilmediği için bir gün anasına sormuş; “Ana, babam ne iş yapardı? Eğer yapabilirsem biz de o işle geçiniriz”, demiş. Anası: “Oğlum, senin baban kuş tutup satarak bizi geçindirirdi,” demiş. Oğlan: “Babam kuşları neyle tutardı?” diye sormuş Anası da: “Oğlum, tavan arasında babanın bir kapanı var, onunla tutardı,” demiş.

Oğlan, tavan arasına çıkıp kapanı almış. Kıra giderek, bir ağacın üstüne kapanı kurmuş. Derken efendim, Bir karga gelip kapana tutulmuş. Oğlan, ağaca çıkıp kapanı almış.

Karga, oğlana yalvararak: “Beni serbest bırakırsan, sana güzel kuşlar yollarım. !en de onları yakalayıp, satarsan çok para kazanırsın,” demiş. Oğlan, karganın yalvarmasına dayanamayıp onu bırakmış. Kapanını yeniden kurmuş ve ağacın altında beklemeye başlamış. Uzaktan bir kuş gelerek kapana yakalanmış. Hemen ağaca çıkan çocuk, kuşu görünce güzelliğine vurulup: “Ne kadar güzel bir kuş,” diye sevinmiş ve hayranlıkla bakıp, dururken karga gelip oğlana:

“Haydi bu kuşu götür ve padişaha sat. Sana çok para verir,” demiş. Oğlan, kuşu bir kafese koymuş ve doğru padişahın sarayına gitmiş.

Padişah, kuşu çok beğenip almış. Oğlana, bir sürü para vermiş. Oğlan, sevinerek paraları alıp evine gitmiş. Padişah, kuşa bir altın kafes yaptırıp içine koymuş; bütün gün bu kuşla eğlenip, hoşça vakit geçiriyormuş. Padişahın bir veziri varmış ki, gözünü padişahın yerine dikmişmiş. Ayrıca kıskanç, hasis, cimri ve kendisinden başka kimseyi beğenmeyen biriymiş. Padişahı bu kadar sevindiren ve mutlu eden kuşu getiren çocuğu da kıskanmış ve bir daha saraya girmemesi için bir oyun kurmaya karar vermiş

Vezir, bir gün: “Efendim, bu güzel kuşa altın kafes yakışmıyor. Kuşunuza fildişinden bir köşk yaptırmalısınız,” demiş.

Padişah: “İyi, ama o kadar fildişini nerede bulabilirim?” demiş. Vezir; “Efendim, kuşu getiren fildişini de bulur” demiş. Padişah, hemen oğlanı çağırtarak: “Bana, bir köşk yapmak için fildişi getireceksin!” diye mretmiş.

Oğlan:”Aman padişahım! Ben o kadar fildişini nereden bulayım?” demiş.

Padişah: “Nerede bulursan bul! Sana, kırk gün izin! Eğer, bulmazsan kırk günün sonunda boynunu vurdururum!” demiş. Oğlan, kara kara düşünerek evine dönmüş. Ağacın İtında dalgın dalgın oturan çocuğun omzuna konan karga: “Ay oğlan niye bu kadar kederlisin? Ne düşünüyorsun?” diye sormuş. Oğlan, her şeyi anlatmış.

Karga: “Üzüldüğün şeye bak! Haydi, git, padişahtan kırk develik kervan iste, demiş,

Oğlan gidip:

“Padişahım, ben sizin istediğiniz fildişlerini getireceğim, kırk develik kervan vermeniz gerekiyor,” demiş.

Padişahın emriyle, oğlana kırk develik kervanı işçileriyle birlikte vermişler. Oğlan, kervanı  alıp giderken, karga yine yanına  gelmiş:

“Şimdi, kervanı şu dağın arkasındaki büyük çınar ağacının altına götür. Orası Filler mezarlığıdır. Kendimi bildim bileli oraya kimse uğramaz. Yaşlanan ve artık ölümü bekleyen filler kimseye yük olmamak için o mezarlığa gider, yere oturur, yemez içmez ölümü beklerler. İşte o ölü fillerden kalan dişleri topla, develere yükle ve padişaha getir.” Demiş. 

Oğlan karganın dediği yolu takip ederek dağın arkasındaki büyük çınar ağacının altına geldiğinde bir de ne görsün. Yüzlerce ölmüş fil ve dişleri öylece yatıp duruyorlarmış ovada. Oğlan hemen adamlara emir vermiş. Sadece kendi kendilerine ölmüş olan fillerin dişlerini toplamışlar. Develere yükleyip getirip padişahın sarayının önüne dökmüşler. Tabi Vezir başta olmak üzere herkes çok şaşırmış. Padişah çok sevinmiş elbette ve fildişlerinden bir köşk yaptırarak kuşu içine koymuş, Ama kuşun sesi hiç çıkmıyormuş, Padişah: “Bu kuş, çok güzel, ama niçin ötmüyor?” diye merak ederken, veziri: “Efendim, bu kuşun elbet bir sahibi vardır. Eğer, onu bulursak, kuş öter,” demiş,

Padişah: “İyide onu nerede buluruz?” diye sormuş, Vezir: “Efendim, fildişini bulan, onu da bulur,” diye cevap vermiş.

Bunun üzerine padişah, hemen oğianı çağırtıp: “Oğlum, bu kuşun sahibini bulmanı istiyorum!” demiş. Oğlan: “Padişahım, ben bu kuşu kırda yakaladım, Sahibinin im olduğunu bilmiyorum,” demiş.

Padişah: “Mutlaka bulacaksın! Yoksa seni zindana atarım! Haydi, ana kırk gün izin,” demiş.

Oğlan, yine ağlayarak evine gelirken karga onu bulup: “Neden ağlıyorsun?” diye sormuş, Çocuk, olanları anlatınca karga: “Ey şaşkın, bunun için ağlanır mı? Haydi, git padişahtan bir gemi iste, ama geminin tayfaları kırk tane güzel ve marifetli kız olacak, Geminin içine, güzel bir bahçe ve bir de hamam yaptırsın. Gemiyle serendip adasına geldiğin zaman kıyıya çık. O adada periler padişahı mesken tutmuş tüm halkıyla birlikte yaşarlar. Onun bir de kızı vardır. Her gün sabah deniz kıyısına iner ve orada vakit geçirir. Sen kıyıya çık ve onun gelmesini bekle geldiği zaman bir şekilde onunla konuş. Gemiyi görüp merak edecektir. İşte o zaman gemiye davet edersin. Alır getirirsin buraya. Kuşun sahibi odur. Kuş onu gördüğü zaman ötmeye başlar. Sende sahibini bulmuş olursun.” 

Oğlan, padişaha gidip karganın dediği gibi bir gemi istemiş, Padişah, hemen oğlanın istediği gibi bir gemi yaptırıp ona vermiş, Oğlan, gemiye binmiş ve denizde ne tarafa gideceğini düşünüp duruyormuş.

Oğlan, gemiyle denize açılmış. Karganın dediği adayı görünce, gemiyi kıyıya yanaştırmış. Sabah periler padişahının kısı yine denizin kıyısına gelip denizi seyretmeye başlamış.  Kıyıda dolaşırken, denizdeki gemiyi görmüşler: “Allah Allah  bu nasıl bir şey? Nereden gelmiş?” diye seyredip dururken, oğlan hemen periler padişahının oğlunun yanına gelmiş. 

Padişahın kızı “Sen kimsin? Denizdeki şey nedir?” diye sormuş. Kaptan: “Denizdeki bir gemidir efendim.  Ben de onun kaptanıyım”  diye cevap vermiş. Periler Padişahının kızı büyük bir merakla;  “Aman kaptan, beni gemiye götür! Nasıl bir şeydir göreyim, demiş,

Birlikte gemiye gelmişler ve kaptan periler padişahının oğluna gemiyi gezdirmeye başlamış. Bu sırada hamamın olduğu yere geldiklerinde padişahın oğlu çok sevinmiş ve “Buraya kadar gelmişken, şu hamamda yıkanayım,” diyerek hamama girmek istediğini söylemiş. Kaptan hemen tayfalarına emir vermiş ve kendisi de kaptan köşküne çıkmış. Kırk tane bir birinden marifetli tayfa kız periler padişahının kızını bir güzel yıkamışlar. Bu sırada onu hamamda oyalamak için oyunlar oynamışlar, şarkılar söylemişler ve hayli zaman geçmesini sağlamışlar. 

Tabi periler padişahının kızı yıkanırken, kaptan da gemiyi yola çıkarmış. Gemi epeyce yol aldıktan sonra padişahın kızı da hayli zaman geçtiğini farketmiş ve “çok geç oldu ben artık babamın sarayına döneyim, babam beni merak eder” diyerek geminin güvertesine çıktığı zaman görmüş ki gemi çoktan hareket etmiş ve denizin ortasında yüzüp duruyor. “Eyvah ay oğlan beni aldattın, kandırdın beni” diyerek ağlamaya başlamış. 

Oğlan: “Aman efendim, ben sizin için buraya geldim. Lütfen ağlamayın. Küçük bir işimiz var onu halledelim, tekrar ülkenize getiririm” demiş.

Neyse, sonunda padişahın şehrine dönmüşler. Toplar atılıp, oğlanın geldiğini padişaha haber vermişler. Padişah, çok sevinmiş. Periler padişahının kızı ve kuşu padişaha hediye eden oğlan saraya gelmişler, Padişah, periler padişahının kızını görür görmez, deliler gibi âşık olmuş. Tam da bu sırada sahibini gören güzel kuş kafeste birbirinden güzel nağmelerle ötmeye başlamış. Kuşla periler padişahının kızı karşılaşınca hasret gidermişler.  Ötüşünü duyan herkes, kuşun sesine hayran olmuş.

Bu sırada padişah aşık olduğu bu güzel misafirini çok güzel ağırlamış bir dediğini iki etmemiş. Sonun da kendisine talip olduğunu ve Allahın emri Peygamberin kavli ile evlenmek istediğini söylemiş. Periler padişahının kızı biraz utanmış ama gördüğü ilgi ve padişahın sevgisine karşılık kendisininde ona aşık olduğu farketmesi bu teklifi kabul etmesine sebep olmuş.

Kırk gün kır gece düğün tertip etmiş padişah. Çok büyük bir aşkla hanımına bağlanmış ve onun bir dediğini iki etmiyormuş. Günler böyle huzur ve mutululuk içinde geçerken bir gün hanım sultan hastalanmış ve yataklara düşmüş. Padişah ülkesindeki bütün hazık hekimleri başına dikmiş ama bir çare bulamamışlar. Nihayet periler padişahının kızı bir ara kendine geldiğinde bu hastalığının ilacının geldiği serendip adasında babasının sarayında olduğunu söylemiş. 

Padişah, bunu duyunca hemen oğlanı çağırtıp: “Hemen kızı getirdiğin yere git! Onun bir ilâcı varmış, onu alıp buraya getir!” demiş,

Oğlan, mecburen yine gemiye binip yola çıkmış. Bizim karga gelip, oğlana: “Nereye gidiyorsun? “demiş. Oğlan: “Sultan hanımın ilâcını almaya gidiyorum,” diye cevap vermiş.

Karga: “Haydi yolun açık olsun, Oraya vardığın zaman, bir saray göreceksin; bu onun sarayıdır. Ben sana bir tüy vereceğim. Saraya vardığın zaman, kapının önünde iki aslanla karşılaşacaksın. Sana verdiğim bu tüy ile aslanlardan birinin ağzına vurursan, sana bir kötülük yapmazlar,” diyerek oğlana bir tüy vermiş.

Oğlan, tüyü alıp yoluna devam etmiş ve oraya varmış. Karşısına çıkan saray, çok güzelmiş, Böylesi padişahta bile yokmuş. Sarayın kapısına gelince, karganın verdiği tüyle aslanların ağzına vurarak içeri girmiş.

Saraydaki kızlar oğlanı görünce, neden geldiğini hemen anlamışlar: “Aman delikanlı, yoksa sultanımız öldü mü?” diye sormuşlar.

Oğlan: “Yok, ölmedi, ama hastalandı. Onun bir ilâcı varmış, onu almaya geldim,” demiş.

Kızlar, bir şişenin içindeki ilâcı hemen oğlana vermişler, Oğlan, tekrar gemiye binip, padişahın yanına dönmüş. Saraya girerken, karga da oğlanın omzuna konmuş, Birlikte saraya girmişler ve padişahın huzuruna çıkmışlar,

Kız, ölü gibi yatıyormuş. İlâcı verir vermez, kız gözünü açmış. Oğlanın omzundaki kargayı görünce: “Hey gidi soysuz hey! En sonunda beni buralara düşürdün! Bu oğlanın katlanmadığı sıkıntı kalmadı. Sen hiç utanmaz mısın?” diye bağırıp çağırmaya başlayınca, padişah: “Aman sultanım, ne oluyor size?” diye sormuş, Kız:

“Padişahım, bu karga benim hizmetçimdir. Bir gün, beni çok kızdırdı. Ben de onu karga yapıp, serbest bıraktım, O da bana, bu oyunu oynadı. Ben bir kötülük görmedim, ama onun yüzünden bu delikanlının çekmediği kalmadı,” dedikten sonra kargayı tekrar insana döndürmüş.

Karga, bir iki silkinip çok güzel bir kız olmuş. Hemen hanımının ellerine kapanıp ondan af dilemiş, özür dilemiş ve ne kadar üzgün olduğunu, onu ne kadar çok sevdiğini, ilacı getirmesi için bu oğlana nasıl yardım ettiğini anlatmış. Bunun üzerine,  Periler padişahının kızı,  hizmetçisini affetmiş ve padişaha: “Padişahım, bu oğlanı evlât edin ve bu kızı da onunla evlendirin lütfen. Çünkü sadakati ve cevvalliği ile bunu haketti”, demiş. Padişah, güzel eşinin isteğini yerine getirmiş. Oğlanı, kendi evlâdı gibi görmüş ve kız ile evlendirerek, kırk gün kırk gece süren güzel bir düğün yapmış.

O günden sonra oğlan padişahın sarayında yaşamaya başlamış. Tabi anasını da yanına almış ve ona sarayda bir oda, emrine hizmetçiler vermiş. Annesi, kendisini evlat edinen babası, hanımı ve tüm avanesi ile mutlu bir şekilde yaşayıp gitmişler. 

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine,

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün