BALIK SEVEN KEDİLER ve İHTİYAR NİNE MASALI

Print Friendly, PDF & Email

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken eski hamam içinde. Var varanın sür sürenin baykuşu çoktur viranenin. Handır hamamdır, her işi tamamdır. Gelsin otursun şuraya, laf etmesin oraya buraya. Çok sözün içinde yalan, çok malın içinde haram. Direk direk dikilsin, yamalıklar sökülsün. Padişahın üç kızı, üçü de bir birinden cazu. Ahlaksızın ahlakını, dinsizin dinini, terbiyesizin terbiyesini verecek elbet bir masalcı vardır. Gelin şimdi sizlere kedilerle ilgili bir masal anlatalım. Dinleyin bakalım beğenecek misiniz.

Çok eski zamanlarda kaf dağının eteklerinde çok güzel bir köy varmış. Köyün hemen önünde çok büyük bir göl uzanır, bu gülün mavi suları, serin serin esintileri, balıkçıl kuşları, tatlı kokusu ve her mevsim güzelliği ile insanları büyüler miş.

Bu köyde yaşayanların çoğu balıkçılıkla uğraşır, her sabah tekneleri ile göle açılırlar, öğleden sonra, akşama yakın vakte kadar balık tutarlar, sonrada getirip köyün meydanında civar şehirlerden balık almaya gelenlere ya da balık isteyen köyüllerine tuttukları balıkları satarak geçimlerini sürdürürlermiş.

Bu köyde yaşayanların arasında yaşlı bir nine varmış. Kocası öldüğü, çocukları da olmadığı için kendi kendine yaşamaya çalışır, komşularının da yardımı ve desteğiyle hayatını sürdürürmüş. Ninecik bir gün canı çok balık istediği için bastonuna dayanarak, eliyle beline destek olarak ağır adımlarla köyün pazarına doğru yürümeye başlamış. Çok fazla da parası yokmuş zaten. Elinde kalan son parayla balık alıp bir güzel karnını doyurmayı düşünmüş.

Pazar gelmış. Tabi köyün balıkçıları nineyi tanıdıkları için hürmetle karşılamışlar. Ne istediğini sormuşlar. O da söylemiş. Evladım canım balık istedi. Bana güzel bir balık temizleyin bakalım demiş. Hemen seferber olmuşlar o gün tutulan en güzel balığı temizleyip güzelce paketleyerek nineye ikram etmişler. Nine balığını ücretini son kalan parasıyla ödemiş ve evine doğru yola çıkmış.

Evine geldiğinde mutfakta balığı pişirmek için hazırlık yapmak üzere paketi tezgahın üzerine koymuş. Diğer malzemeleri tezgaha çıkarmak üzere arkasını döndüğünde birden bir kedi ortaya çıkıvermiş ve balığın bulunduğu paketi kapıp başlamış kaçmaya.

İhtiyar nine hemen işini gücünü bırakmış, çok sinirlenmiş ve başlamış kediyi kovalamaya. Kedi kaçmış nine kovalamış, kedi kaçmış nine kovalamış nihayet kedi büyük bir evin önünde durmuş. Kapıdan içeriye girmeden önce nineye son bir kez bakmış ve ağzında paketle kapıdan içeri girip gözden kaybolmuş.

Nine de ardından eve girmiş. Kocaman bir salon. İçerden takır tukur sesler geliyormuş. Seslerin geldiği yere girdiği zaman bir de ne görsün. Kocaman bir mutfak ve tezgahların başında çalışanlar hep kediler. Kimi soğan doğruyor, kimi hamur yoğuruyor, kimi yufka açıyor, kimi sebze ayıklıyor, kimi kazan karıştırıyor, kimi bulaşık yıkıyormuş. Ama hepsi de kedi imiş. Nine mutfağa girince hepsi ellerindeki işi bırakmışlar ve ona doğru dönüp mırıltılar halinde söylene söylene nineye bakmaya başlamışlar.

Ne gariptir ki nine kedilerin mırılmtılarını anlıyormuş. Kendi aralarında mırıldanan kediler “Kim bu insanoğlu, ne işi var konağımızda, uğursuzluk getirecek, bunlar kedileri sevmezler, atalamı şunu konaktan” diye söyleniyorlarmış. Nine bunları duyunca hemen diklenmiş ve “Bana bakın pisicikler, içinizden birisi balığımı aldı ve bu eve kaçtı. Zatan param yok fakir biriyim. Ya benim balığımı verirsiniz, ya da paramı verirsiniz. Yoksa ben ne yapacağımı biliyorum” diye çıkışmış. Bunun üzerine hamur teknesinin başında bulunan ve işleri kontrol eden tekir kedi. “Beni takip et nine” demiş.

İhtiyar nine ile üst kata çıkmışlar. Oflaya poflaya ikinci kata çıkan ihtiyar nine yine kocaman bir salona girmiş. Kendisini getiren tekir kedi uzun bir sedirin iki köşesinde ayrı ayrı oturan kocaman göbekli, sarı renkli, şişman eki sarman kediye ninenin söylediklerini aktarmış.

Kocaman sedirin sağ köşesinde oturan hemen dışarıya seslenmiş. “Anlaşıldı, yine bizim hırsız tekir iş başında. Bu nineciği madur etmeyin. Ona bir çuval dolusu soğan sarımsak kabuğu verin evine kadar da götürün.” Diye emir vermiş.

Nine başlamış feryad etmeye. “Ben balığımı isterim, balığımı verin, ya da paramı verin. Ne yapayım soğan sarımsak kabuğunu, benim ne işime yarar soğan sarımsak kabuğu” diye. Ancak kimse onu dinlememiş. Önüne bir çuval soğan ve sarımsak kabuğu dolu çuval getirmişler. Birkaç kedinin de yardımıyla sürükleye sürekleye evine kadar getirmiş bu çuvalı.

Kediler çuvalı bırakıp gittiklerinde nine evin kapısından içeriye zar zor bu ağır çuvalı almış. Sonra kapısını örtmüş. Eşiğin çıkıntısına oturmuş ve başlamış kara kara düşünmeye. Sonra da “Kalk bakalım hatun kişi kalk. Düşünmeyle olmaz. Bari şu soğan sarımsak kabuklarını boşaltayım, çuval güzelmiş işe yarar” diyerek kalkıp soğan ve sarımsak kabuklarını kapının arkasına boşaltmış.

Ama bir de ne görsün. Soğan kabukları sarı sarı, çil çil altın, sarımsak kabukları bembeyaz değerli gümüş paralar halinde yere saçılmıyormu. Çok sevinmiş. Nine birden bire çok zengin oluvermiş. Hemen toplamış altınları ve gümüşleri. Sandıkları doldurmuş. Sonra mahir ustalar bulmuş, onlara paralar vererek evini yıktırmış ve yerine kocaman bir konak yaptırmış. Konağın üç odasını da sahipsiz kedilere ayırmış. Aslında sahipsiz değillermiş ama biz insanoğlu onların sahipsiz olduklarını sandığımız için bize öyle geliyormuş.

O günden sonra kedileriyle birlikte mutlu ve mesut bir hayat sürmüş nine. Kendisine bu altın ve gümüşleri hediyle eden kediler sultanının bulunduğu eve de sık sık gidip kasa kasa balıklar götürmeyi de hiç ihmal etmemiş.

(Bu masal kıymetli akademisyen, araştırmacı yazar Dr. Muhsine Helimoğlu Yavuz’un “Evvel Zaman İçinde” Anadolu Masalları isimli eserinden alıntılanarak oluşturulmuştur.)

Start typing and press Enter to search

Skip to content