Anadolu Masallarından, Nasip Kısmet Çoban Padişah

Print Friendly, PDF & Email

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde Kaf Dağının oralarda bir ülkede insanlar huzur içinde yaşarlarmış. Bu ülkenin padişahının dünyalar güzeli bir oğlu varmış. Bütün ahali onun üstüne titrer bir dediği iki edilmezmiş.

Bir gün bu şehzade sarayın bahçelerinde gezerken bir kaval sesi duymuş amma ne kaval. Öyle güzel çalıyormuş ki kavalı çalan merak etmiş ve sese doğru yürümüş. Bakmış ki kendi yaşlarında bir delikanlı önünde onbeş yirmi koyun onlara kaval çalıyor.

Hemen yanına yaklaşmış ve adını sormuş. Çoban şehzadeyi görünce hemen ayağa kalkıp onu usulünce selamlamış çocuklar. Sonra da başlamışlar konuşmaya.

Şehzade ile çoban çok kısa sürede çok samimi arkadaş olmuşlar. Şehzade babasından çobanı saraya almasını ve kendisine arkadaş etmesini istemiş. Bir dediği iki edilmediği içinde hemen yerine getirilmiş. Çoban delikanlı artık şehzadenin en yakın nedimi, arkadaşı olmuş. Yedikleri içtikleri beraber, talimleri dersleri berabermiş.

Meğer çoban çok akıllı ve zeki bir çocukmuş. Şehzade ile birlikte aldığı eğitimler öyle yararlı olmuşki, kısa süre içinde değişmiş. Yiğit bir delikanlı oluvermiş. Şehzadenin de çok yakın arkadaşı olduğu için ne yaparlarsa beraber yapıyorlarmış.

Bir gün ava gitmişler. Etraflarında adamları çoban ve şehzade atlarında o bağ senin, bu dağ benim av peşinde akşama kadar koşturmuşlar. Nihayet akşam olunca avladıklarının etlerinden yapılan kebapları yemek için yakılan ateşin başına, kurulan çadırın gölgeliğine oturmuşlar.

Tam da bu sırada ortaya bir ejderha çıkmış ve kanatlarını açıp ateşin yanına indiği gibi şehzadeyi kapıp havalanmış. Ardından ok atmışlar, mızrak savurmuşlar ama vuramamışlar çocuklar.

Hemen toparlanmış çadırlar, denkler yükler vurulmuş hayvanların sırtına. Tekrar saraya dönmüşler. Çoban delikanlı padişahın huzuruna çıkmış. Olanı biteni olduğu gibi anlatmış, sonra da “padişahım siz benim babam yerindesiniz. Yaptığınız iyiliği unutamam. Bana izin verin şehzademi kurtarıp getireyim, yada bu uğurda canımı vereyim” demiş.

Padişah gözünün nuru oğlunun kaybına yanıp ağlamaya başlamış. Çobana da elinin tersiyle git demiş. Çoban hemen yeniden ormana gelmiş. Ejderhanın şehzadeyi kaptığı yerde başlamış beklemeye.

Bu sırada kocaman bir ateş yakmış. Az sonra gökyüzünden bir kanat sesi ile hışırtı duyunca hemen bir ağacın arkasına saklanmış. Ejderha ateşin yanına inmiş sağa bakmış sola bakmış kimseyi görememiş. Tam havalanacakken çoban hemen ejderhaya görünmeden hazırladığı ipi ejderhanın ayağına geçirmiş. İpin diğer ucuda belinde bağlıymış. Ejderha havalanınca çobanda ayağında sarkık bir vaziyette havalanmış. Gecenin karanlığında uçmuşlar uçmuşlar ve bir dağın doruğuna bir mağaranın önüne konmuşlar.

Bu sırada önüne kondukları mağaradan ihtiyar bir kadın çıkmış. Öyle çirkinmişki çobanın aklı başından gitmiş çocuklar. Sivri burunlu, uçun ince saçlı, başında pis bir şapka, üzerinde kirden ve pasakdan rengi bile kaybolmuş urbalarla ejderhaya bağırmış.

“çobanı getirdinmi” diye. Ejderha hemen silkinmiş ve bir insan oluvermiş. “Ana ateş vardı çoban yoktu, orman karanlıktı ben çok korktu” demiş. İhtiyar kadın “korkak, ödlek oğlum beceriksiz. Çobanı getir diyorum, gidip şehzadeyi getiriyorsun. Şehzadenin kanı değil, çobanın kanı lazım”

Çoban duyduklarından hiçbir şey anlamamış. Sonra kadın mağaraya girmiş, ejderha oğlan da bir kayanın kovuğuna çekilmiş, üstüne aldığı kepenekle uyumaya başlamış.

Çoban sessizce mağaraya girmiş birde ne görsün. Şehzade bir köşede yere çakılmış bir direğe bağlanmış öylece duruyor. İhtiyar kadın da bir kazanın başında bir şeyler mırıldanarak kazanı karıştırıyor. Çoban hemen kılıcını çekmiş ve kadına saldırmış, onu etkisiz hale getirmek için savurmuş.

Kadın etkisiz hale gelince dağ yerinden sallanmaya ve deprem olmaya başlamış. Sonra çoban şehzadeyi bağlı olduğu kütükten kurtarmış, bağlarını çözmüş ve sırtına alıp mağaradan çıkarmış. Tamda bu sırada büyük bir gürültü ile mağara çöküvermiş.

Dışarda ne olduğunu bilmeden uyuyan ejderha oğlan da uyanıvermiş. Çobanla şehzade hemen oğlanın kollarından tutup yere yatırmışlar. Ejderha olursan seni öldürürüz demişler ama oğlan hiçde öyle bir niyette olmadığını göstermiş.

“Ağalarım, beylerim beni bırakın, korkmayın ben artık ejderha olamam. Çünkü galiba siz ihtiyar kadını öldürdünüz. O zaman benim üzerimdeki büyüde kalktı. Çok şükür verin elinizi öpeyim beni de büyük bir beladan kurtardınız” diye teşekkür etmiş. Sonra da hikayesini anlatmış.

“Ben Billurdağ ülkesinin padişahının oğluyum. Bu ihtiyar kadın beni babamın memleketinden kaçırdı ve büyü ile beni ejderha yaptı. Sonra da burada esir etti. Yıllardır gücü yetmeyen işleri yapmak istediği zaman ben onun yerine şehre iner, kimi zaman insan kılığında, kimi zamanda ejderha kılığında onun işlerini yapardım. Ama artık özgürüm” demiş.

Şehzade ve çoban “O zaman bu dağdan nasıl kurtulacağız” diye sormuşlar. Ejderha oğlan, “Ondan kolay ne var” deyip hemen silkinmiş ve kocaman bir ejderha olmuş yine. Sonra da binin sırtıma demiş. Almış çobanla şehzadeyi sırtına. Şehzadenin babasının sarayına kadar getirip bırakmış. Sonra da “bana müsaade kardeşlerim” deyip vedalaşmak üzere hazırlanmış. Sonra da Çobana bir tırnak vermiş. Bana ihtiyacınız olursa bu tırnağımı ateşe atın. Ben hemen gelirim” demiş. Sonra da uçup gözden kaybolmuş.

Şehzade ile çoban hemen padişahın yanına gelmişler. Şehzade babasının elini öpmüş çobanın yaptıklarını anlatmış. Padişah çobanın cesaretine ve oğlunu kurtarmasına çok sevinmiş. Hemen onları kardeş ilan etmiş. Ben öldükten sonra da yerime bu iki kardeş padişah olacaklar. Demiş.

Aradan çok uzun zaman geçmeden padişah dediği gibi hastalanmış ve çok geçmeden de vefat etmiş. Ondan sonra tahta kendi oğlu ve sonradan kardeşi olan çoban geçmiş.

O günden sonra çoban padişah diye anılır olmuş. İki kardeş ülkelerini huzur içinde uzun yıllar idare etmişler. Mutla mesut yaşayıp gitmişler.

Start typing and press Enter to search

Skip to content